<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>ForumAdasi.Com</title>
		<link>https://www.forumadasi.com/</link>
		<description>Genel forum sitesi olan ForumAdasi.Com, eğlenceli ve güncel konuları bünyesinde bulunduran; özgür düşünce, özgün paylaşım, sohbet ve tartışma platformudur</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2026 17:48:44 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.forumadasi.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>ForumAdasi.Com</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Nur Suresi 31. Ayeti Nasıl Anlamalıyız?</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56374-nur-suresi-31-ayeti-nasil-anlamaliyiz.html</link>
			<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:11:00 GMT</pubDate>
			<description>Değerli kardeşlerim. Bugün İslam toplumları olarak, çok farklı anladığımız, çok farklı anlamlar verdiğimiz Nur suresi 31. ayet üzerinde, birlikte...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><br />
Değerli kardeşlerim. Bugün İslam toplumları olarak, çok farklı anladığımız, çok farklı anlamlar verdiğimiz Nur suresi 31. ayet üzerinde, birlikte sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bu konu İslam toplumunda çok farklı anlatılıyor ve mezheplerin ve geleneğin inancına uydurulmaya çalışılıyor. Ayeti onun için, biraz detaylı ve uzun yazmak zorunda kaldım. Lütfen sabırla, sonuna kadar okumaya çalışalım. Eğer ben bu kadar uzun yazı okuyamam, canım sıkılır derseniz, Allah'ın Kur'an daki gerçekleri ile buluşamaz batılın etkisinde yaşar ve bizleri Allah ile aldatanların tuzağından da asla kurtulamayız. Ayeti anlamaya çalışırken, lütfen hiçbir etki altında kalmadan, bizlere öğretilen rivayet bilgileri bir kenara bırakarak, ayeti bizler Kur’an bütünlüğünde bizzat Kur’an'dan anlamaya çalışalım. Önce ayeti farklı meallerden, tercümelerden yazalım ki konu daha iyi anlaşılsın.<br />
<br />
Nur 31: Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (YÜZ VE EL GİBİ) GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA, zînet (yer)lerini göstermesinler. BAŞÖRTÜLERİNİ TA YAKALARININ ÜZERİNE KADAR SALSINLAR. Zinetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! (Diyanet meali)<br />
<br />
Nur 31: (Ey Peygamber!) Mü’min kadınlara da söyle, onlar da gözlerini (yasak olandan) sakınsınlar/çevirsinler. ONLAR DA EDEP YERLERİNİ [FURÛCEHUNNE] KORUSUNLAR. TAKILARINI [ZÎNETEHUNNE], KENDİLİĞİNDEN GÖRÜNEN KISMI HARİÇ, TEŞHİR ETMESİNLER. ÖRTÜLERİNİ [HUMURİHİNNE] (AÇIK OLAN) GERDANLIKLARININ ÜZERİNE SALSINLAR/GÖĞÜS AÇIKLIĞINI ÖRTSÜNLER. Takılarını/ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mü’min kadınlar yahut akitle sorumluluk aldıkları/köleler yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler veya henüz kadınların mahrem yerlerinden haberleri olmayan erkek çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları takıları anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.¹¹ Ey Mü’minler! Hepiniz birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. (Prof. Dr. İsmail Yakıt meali)<br />
<br />
Önce şunu hatırlatmak isterim, özellikle ilk önce Diyanet mealini örnek yazdım, çünkü bu ayette HIMAR kelimesi özellikle başörtüsü olarak çevrilmiş. Diğerinde ise aynı kelime ÖRTÜLERİNİ diye çevrilmiş. Bizlerde ilk önce bu kelimenin, başörtüsü anlamında olduğunu düşünerek ayeti anlamaya çalışalım. Acaba HIMAR kelimesine, başörtüsü anlamı verildiğinde, ayette hüküm başın örtülmesi emrimi, yoksa....? Onu birlikte anlamaya çalışalım. Önce Nur suresi 1. ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. Çünkü Allah bu surede geçen ayetler için bakın ne diyor. &quot;BU, BİZİM İNDİRDİĞİMİZ VE HÜKÜMLERİNİ FARZ KILDIĞIMIZ BİR SÛREDİR. DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALMANIZ İÇİN, ONDA APAÇIK ÂYETLER İNDİRDİK.&quot; Demek ki Allah bu suredeki ayetleri, bizler düşünüp anlayalım diye, AYETLERİ APAÇIK YANİ TEREDDÜT ETMEYECEĞİNİZ ŞEKİLDE, AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİRDİK DİYOR. Lütfen konumuzla ilgili Nur suresi 31. ayeti, Allah'ın verdiği bu bilgi ışığında anlamaya çalışalım. Ayetin başında ırzlarını namuslarını korusunlar uyarısı yapıyor. Biz özellikle tartışılan konuya odaklanalım. Ayette geçen, GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA cümlesine, Diyanet kendi anladığını yazmış ve parantez içine, Allah'ın hiç bahsetmediği, ayette örneğini bile vermediği ayetin bahsettiği konu dışında bir anlamı vererek, bu müstesnanın YÜZ VE ELLER OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ. Sanki haşa, ayetin anlaşılması için eksik tamamlar gibi not düşülmüş. Hatırlatırım Allah ayetleri, anlayasınız diye açık bir şekilde indirdik diyordu. Allah müstesna olan el ve yüzden bahsetmiş olsaydı, bunları da söylemez miydi? Ayette ZİYNET yerlerini göstermesinler diye uyarıyor. Peki bu ziynetten neyi kast ediliyor olabilir? Bunu önce doğru anlamalıyız. Bu uyarı ile neresini kast ettiğini, cümlenin devamından anlıyoruz ve ayeti tercüme edenin yazdığı anlamı verip, Başörtülerini yakalarına kadar uzatsınlar yani göğüs bölgesini kapatsınlar diyor. Diğer mealde de örtüleriyle göğüs açıklığını, gerdanlık dediğimiz bölümün kapatılması anlatılıyor. Demek ki kadının ziynet kısmı, özellikle örtülmesi gereken kısmı burası olduğu anlaşılıyor. Ayeti anlamaya devam edelim.<br />
<br />
Allah görünen kısımlar müstesna dedikten sonra, ZİYNET yerlerini göstermesinler diyor. Peki, ayette dikkat çekilen konu neydi? Ziynet yerlerini yani Göğsün örtülme emriydi. O ZAMAN ALLAH, GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA SÖZÜNDEN NEYİ KAST ETTİĞİNİ DE, BU DOĞRULTUDA ANLAMALIYIZ. Ayette hiç bahsedilmeyen bir konuyla bağlantı kurarsak, yanlış anlamış oluruz, kendimizi aldatırız. Diyanet ayeti tercüme ederken, parantez içine eller ve yüz olarak vermiş. Halbuki ki ayetin bahsettiği konu çok farklı. AYETİN AMACI ZİYNET BÖLGESİNİN, YANİ GÖĞSÜN ÖRTÜLMESİ. AYETTE ZİYNET KELİMESİYLE, KADININ GÖĞÜS AÇIKLIĞI KAST EDİLİYOR. YÜZ VE ELLE HİÇ BİR İLGİSİ YOK. Dikkat ederseniz cümlede, görünen kısımlar müstesna diyor, ama bu kısmın ne olduğu konusunu, tekrarlama gereği duymuyor ayet. Demek ki cümlenin öncesi ve devamında bu sözler geçiyor ve neresi olduğu anlaşılıyor ki, tekrar söz edilmemiş. Müstesna olanların ne olduğunu anlamaya çalışırken, bunu dikkate almalıyız. Onun için Allah düşün, aklını kullan ey kulum diyor. Sizce göğsü örttükten sonra, kendiliğinden görünen kısım ne olabilir? ELBETTE GÖRÜLEN GÖĞSÜN İRİLİĞİ, BÜYÜKLÜĞÜDÜR. <br />
<br />
Allah görünen kısımlar hariç, ziynetlerini göstermesinler cümlesinde, ziynet sözüyle göğsün açıklığının, dekoltesinin kapatılmasından bahsediyordu. GÖRÜNEN KISIMLAR MÜSTESNA DERKEN, KADININ ÖRTTÜĞÜ AMA İRİLİĞİNDEN/BÜYÜKLÜĞÜNDEN DOLAYI GÖRÜLEN, FARK EDİLEN KISMININ GÖRÜLMESİNDE, FARK EDİLMESİNDE BİR SAKINCASININ OLMADIĞINI AÇIKLIYOR BİZLERE KUR'AN. Çünkü konu göğsün örtülmesi olduğuna göre, müstesna sözünü de bahsedilen konuyla alakalı anlamalıyız ki, doğru anlamış olalım. Dikkat ederseniz yukarıda da söylediğim gibi, müstesna olan kısım ayrıca açıklanmaya, detay verilmeye gerek görülmemiş. Ayeti İlk verdiğim Diyanet mealinde yazdığı şekliyle, anlamaya devam edelim. &quot;BAŞÖRTÜLERİNİ TA YAKALARININ ÜZERİNE KADAR SALSINLAR.&quot;<br />
<br />
Kısaca ayette geçen ve başörtüsü diye çevrilen kelime üzerinde, açıklama yapmak istiyorum. Hımâr (&#1582;&#1616;&#1605;&#1614;&#1575;&#1585;) Klasik Arapçada ve Kur'an'da Nur Suresi 31. ayette geçen bu kelimeye özellikle &quot;BAŞÖRTÜSÜ&quot; anlamı verilmiştir. Arap dilinde gerçekten başörtüsü kelimesi, hımar kelimesiyle mi söylenir? Başörtüsü kelimesi Gıtâü'r-re's (&#1594;&#1616;&#1591;&#1614;&#1575;&#1569; &#1575;&#1604;&#1585;&#1614;&#1617;&#1571;&#1618;&#1587;) kelimesinin tam karşılığıdır.  Kelime kelime tercümesi doğrudan &quot;baş örtüsü&quot; demektir (gıtâ: örtü, re's: baş). Başörtüsüne kanıt yaratmak isteyenler, Nur suresi 31. ayette geçen Hımar kelimesine başörtüsü anlamını verip, mezhep inançlarına ve  geleneklerine kanıt yaratmışlardır. Ayeti anlamaya devam edelim.<br />
<br />
Bizler ayeti doğru anlayabilmek için, başörtüsüne delil gösterdikleri tek ayeti anlamaya çalışırken HIMAR kelimesinin başörtüsü olduğunu düşünerek anlamaya devam edelim. Kelimeye yanlış bir anlam bile versek, ayette uyarılan ve dikkat çekilen konuyu, Kur'an bütünlüğünde dikkatle düşünen anlayacaktır. Başörtüsü diye çevirdikleri için, bu anlamı vererek ayeti anlamaya devam ediyoruz. Tekrar etmek istiyorum, kelimeye istenilen anlam verilsin, geleneksel Fıkıh inancının etkisinde kalmayan bir Müslüman, doğruyu ve yanlışı Kur'an gözlüğünden bakarak, düşündüğünde doğruyu anlayacaktır. Başörtülerini yakalarının üzerine neden salsınlar dediği çok açık. Göğüs dekoltesini, göğsün açıklığının kapatılması emrediliyor. DEMEK Kİ AYETTE EMREDİLEN VERİLEN HÜKÜM GÖĞSÜN ÖRTÜLMESİ, BAŞIN ÖRTÜLMESİ DEĞİL. &quot;Hımâr&quot; kelimesinin o dönemki coğrafi ve kültürel şartlar gereği, güneşten korunmak için hem erkekler hem kadınlar tarafından kullanılan genel bir &quot;örtü&quot; olduğu; Kur'an'ın var olan bir giysiyi referans alarak sadece dekoltenin kapatılmasını hedeflediği açık bir gerçektir. Bu mantıktan yola çıkarak, saçların örtülmesi doğrudan Allah'ın açık bir emri değil, o dönemin kültürel uygulamasıdır.<br />
<br />
Ayette ZİYNET sözüyle Allah, kadının ilk göze çapan, cinsel bölgesi göğüslerinden bahsediyor, çok önemli bir konuya ayetten açıklık getirdik. EMİR GÖĞÜS AÇIKLIĞININ ÖRTÜLMESİYSE, İSTER BAŞÖRTÜSÜYLE, İSTER HERHANGİ BİR ÖRTÜYLE ELBETTE ÖRTÜLEBİLİR. ÖNEMLİ OLAN APAÇIK HÜKMÜN YERİNE GETİRİLMESİDİR. Tam bu esnadan Kur'an'ın anlatım, izah şeklinide hatırlatmak istiyorum. Allah hükümlerimizi dolaylı değil, muhkem yani apaçık bildirdiğini söylüyor. Ayette bahsedilen Ziynet kelimesinin anlamı kullanıldığı yere göre değişir. Örneğin altın, gümüş gibi süs eşyasınada ziynet diyebilirsiniz. Çünkü bunlar güzel görünen dikkat çeken anlamına gelir. Peki ayette hangi konu işleniyorda Allah, ZİYNET kelimesini kullanıyor. Çok açık kadının dikkat çeken, güzel görünen göğüs dekoltesi için kullanılıyor ki, Allah bu bölgeye kadının ziyneti diyor ve kapatılması isteniyor. Ayetin devamını da, bu bağlamda anlamaya devam etmeliyiz, doğru anlamak istiyorsak. Nur suresi 31. ayeti yazdığım farklı mealde, Prof. Dr. İsmail Yakıt hocamız, ayette geçen ve başörtüsü diye çevrilen HIMAR kelimesine, bakın neden ÖRTÜ anlamı verdiğini açıklıyor.<br />
<br />
&quot;İSLAMİYET’TEN ÖNCE ARAP KADINLARININ BAŞLARINDA “HIMAR” DEDİKLERİ BİR ÖRTÜ VARDI. UÇLARINI ARKADAN BAĞLARLAR, GÖĞÜS VE GERDANLIK AÇIKLIĞI GÖZÜKÜRDÜ. BU AYETLE EMROLUNAN YER GÖĞÜS VE GERDANLIĞIN ÖRTÜLMESİDİR. “HIMAR” ÇOĞULU “HUMUR” ASLINDA ÖRTÜ DEMEKTİR. KULLANILDIĞI YERE GÖRE “BAŞÖRTÜSÜ, “MASA ÖRTÜSÜ” VE OMUZ ÖRTÜSÜ”/ŞAL V.B ADINI ALIR. BAŞÖRTÜSÜ İSLAM’LA GELEN BİR ÖRTÜ DEĞİLDİR. TARİH BOYUNCA İKLİMDEN DOLAYI ARAPLARIN KADIN ERKEK HEPSİNİN BAŞI ÖRTÜLÜDÜR. KADINLAR İSE, O ZAMAN “HIMAR”LARINI ARKADAN BAĞLARLARDI VE GÖĞÜS BÖLGESİNİN AÇIKLIĞI KALIRDI. BU AYETLE, AÇIK OLAN VE CİNSELLİĞE DAVETİYE ÇIKARAN BÖLGELERDEN BİRİ OLAN GÖĞÜS AÇIKLIĞININ KAPATILMASI EMREDİLMEKTEDİR. AYETTE GEÇEN “CUYÛB” KELİMESİNİN TEKİLİ “CEB”DİR. ELBİSENİN GERDANLIKTA AÇILAN BOŞLUĞUNA DENİR. ÖRTÜLMESİ GEREKEN BURASIDIR.&quot;<br />
<br />
Gelelim konumuza. Sizce ayette Allah bu sözleriyle, bizlere nasıl bir hüküm veriyor. Şöyle diyebilir miyiz? &quot;ALLAH BAŞINDA MUTLAKA BAŞÖRTÜSÜ OLSUN VE ONUNLA DA GÖĞÜS AÇIKLIĞINI DA ÖRT Kİ DİKKAT ÇEKMESİN, EMRİ VERİLİYOR.&quot; Bunu söyleyebilir misiniz? Yoksa zaten Kur’an'ın indirildiği toplumda, kadının başı gelenekten iklim şartlarından örtülüydü. Başınızı örttüğünüz o örtünüzle, açıkta bıraktığınız dikkat çeken göğüs dekoltenizi de örtününüz, kapatınız mı diyor? Nur suresi 31. ayette geçen HIMAR kelimesinin başörtüsü olduğunu söyleyenlerin düşüncelerinede yer verelim ki, en doğruya ulaşalım.<br />
<br />
&quot;ARAPÇA SÖZLÜKLERE GÖRE, ÖRTÜ ANLAMINA GELEN KELİME HIMÂR DEĞİL HAMR KELİMESİDİR. HIMÂR KELİMESİNİN SÖZLÜKLERDE VERİLEN ANLAMI “KADININ” BAŞÖRTÜSÜDÜR. HATTA RAGIP EL İSFAHANÎ’NİN MEŞHUR KUR’AN LUGATİ MÜFREDAT’A GÖRE HIMÂR, “ARAP ÖRFÜNDE” KADININ BAŞÖRTÜSÜDÜR. KUR’AN’IN ARAPLAR TARAFINDAN SADECE BAŞÖRTÜSÜ ANLAMINDA KULLANILAN BİR KELİMEYİ, BAŞKA BİR ANLAMDA KULLANMASININ HİÇBİR GEREKÇESİ OLAMAZ.&quot;<br />
<br />
Bu düşünceden yola çıkarak, kendimize soralım. Allah Kur'an'ı yalnız Arap örfüne göre mi gönderdi tüm insanlığa? Bizler sözlüklerde verilen anlamına mı bakmalıyız bir kelimenin, yoksa Kur'an'da yapılan açıklamalara, kullandığı anlamına mı? Ne dersiniz? Arap örfünde bu kelime Başörtüsü anlamındadır diyor. Acaba 1400 yıl öncede, Arap örfü bu anlamda mı kullanıyordu bu kelimeyi? Diyelim ki evet o dönemde de başörtüsü anlamındaydı. ALLAH'IN RESULÜ BU AYETİ TEBLİĞ ALIP, TÜM MÜSLÜMANLARA TEBLİĞ ETTİĞİNDE, SİZCE KÖLELER YA DA MÜSLÜMAN OLAN CARİYELER HARİÇ, ONLAR ÖRTMEYECEK, ÖZGÜR KADINLAR YALNIZ BAŞLARINI ÖRTECEK BU AYETE GÖRE DİYE, AYETİ TEBLİĞ ETMİŞ OLABİLİR Mİ? Mümkün değil. Lütfen araştırınız, Allah'ın Elçisinin döneminde köle kadınlar, yani cariyeler Müslüman bile olsalar, özgür kadın, cariye ayrımı rahatlıkla yapılabilsin diye, MÜSLÜMAN CARİYELERİN'DE BAŞLARININ ÖRTMELERİ YASAKTI. BU AYET TEBLİĞ EDİLDİKTEN SONRA BİLE, MÜSLÜMAN OLAN CARİYELER BAŞLARINI ÖRTEMİYORDU. ALLAH'IN RESULÜ BU AYETTEN, MÜSLÜMAN KADIN BAŞINI ÖRTMELİDİR EMRİNİDE ANLAMIŞ OLSAYDI, SİZCE MÜSLÜMAN CARİYELER ÖRTMESİN DERMİYDİ? Bakın ayeti, geleneksel İslam inancının matığıyla bile anlamaya çalışsak, başın örtülme emrini, Kur'an'ın özellikle bu ayette verdiğini çıkartamayız. Karar sizin, ayette geçen bir kelimeye, ne anlamı verirsek verelim, Kur'an'ın diğer ayetleri onay vermiyorsa, ancak kendimizi kandırmış oluruz. Arap geleneği bile bunu onaylamıyor.<br />
<br />
Ayeti anlamaya devam edelim. Söylediklerimin daha iyi anlaşılması için, bir örnek vermek istiyorum. Ayette hımar kelimesinin, başörtüsü anlamına geldiğini farz edelim ve öyle düşünmeye devam edelim. Diyelim ki Kur’an'ın indirildiği toplumda, kadının çok kısa etek giydiğini ve öyle dolaştıklarını farz edelim. Tıpkı ayette bahsedilen, Arap toplumunda başlarını iklim, töre ve gelenekleri gereği örtüp, göğüslerini daha dikkatsiz örten kadınlar gibi. Bu arada hatırlatmak isterim, O dönemin erkeklerininde tamamının başları gelenekleri ve iklim şartlarından dolayı örtülüydü. Her nedense günümüzde, erkeklerde başlarını örtmelidir diyen yok.  Allah yapılan bu yanlışa dikkat çekmek için, şöyle bir ayet indirdiğini farz edelim bir an. &quot;EY MÜMİN KADINLAR, ETEKLERİNİZİ KISA GİYMEYİN, AŞAĞIYA DOĞRU SALINKİ DİKKAT ÇEKMESİN, MÜMİN KADINA DA YAKIŞAN BUDUR.&quot;<br />
<br />
Bu durumda siz bu uyarıdan, nasıl bir sonuç çıkartırdınız? Kadınlarda etek giymek farzdır ve bu eteğin boyu da uzun olacaktır diye mi anladınız? Yoksa yapılan yanlışa Allah dikkat çekerek, etek giyecekseniz kısa etek giymeyin diyor, diye mi anlardınız? İşte yaptığımız yanlışa dikkat çekici ve düşündürücü bir örnek. Allah boşuna düşün aklını kullan ey kulum diye uyar mıyor. Bizler ayetlerin ne anlattığını, neye hükmettiğini değil AYETLERİ TÖRE, GELENEK VE İTİKATLARIMIZA NASIL DELİL YAPARIZ, ONUNLA BAĞLANTI KURARIZ, ONA BAKIYORUZ. ÖNEMLİ OLAN HÜKÜMDÜR, HÜKMÜ YERİNE GETİRMEK İÇİN KULLANILAN ARAÇ YA DA GEREÇ ZAMANA, MEKÂNA GÖRE DEĞİŞEBİLİR. Hatırlayınız Allah elçisine Hac suresi 27. ayetinde ne diyordu? &quot;İNSANLAR ARASINDA HACCI İLAN ET Kİ, GEREK YAYA OLARAK, GEREK UZAK YOLLARDAN GELEN YORGUN DEVELER ÜZERİNDE, SANA GELSİNLER.&quot; ( Hac 27)<br />
<br />
Bakın Allah o devrin koşullarında ayeti indirmiş ve Hacca yaya ya da deveyle gidilebileceği örneğini veriyor. Şimdi bizler bu ayetten, Hacca yalnız yaya, ya da deveyle gidilmelidir diyebilir miyiz? Elbette hayır. O zaman Nur suresinde geçen, HIMAR kelimesine başörtüsü anlamını dahi versek, AYETTE BAŞIN ÖRTÜLME EMRİNİ DE ALLAH DOLAYLI VERİYOR DİYEMEYİZ. Lütfen unutmayalım, KUR'AN'DA FARZ EMİRLER, AÇIK VE NET BİR ŞEKİLDE, BİRÇOK AYETLE İZAH EDİLEREK, ÖRNEKLERLE VERİLMİŞTİR. YANİ AYETLER DOLAYLI DEĞİL, MUHKEM YANİ HERKESİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE AÇIK HÜKÜMLE VERİLMİŞTİR. AYRICA ALLAH ÇOK ÖNEMLİ KONULARI TEK BİR AYETTE DEĞİL, BİRÇOK AYETTE TEKRAR ETMİŞTİR Kİ, DOĞRU ANLAŞILSIN. Sormak isterim madem Nur suresi 31. ayette göğsün örtülmesi muhkem/açık bir şekilde veriliyor, başın örtülmeside DOLAYLI veriliyor, bu durumda Kur'an'ın başka bir ayetinde, dolaylı verilen bu hüküm, MUHKEM bir şekilde verilmesi, açıklanması ve KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DEMESİ gerekmez miydi? LÜTFEN UNUTMAYALIM ALLAH, HİÇ BİR AYETİNDE MUHKEM YANİ AÇIK BİR ŞEKİLDE, KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR EMRİNİ VERMEMİŞTİR. NEDEN BUNU SORMUYORUZ? <br />
<br />
Süleymaniye Vakfının yeni mealinde, bu ayette geçen ZİYNET kelimesinden, bakın ne anlamışlar ve dip not olarak, nasıl bir açıklama yapılmış. Bu konuda da açıklama yapmak istiyorum ki, konu daha iyi anlaşılsın. “KADIN, İNSANLAR İÇİN ZİYNET KILINDIĞINDAN (Al-i İmran 3/14) BU AYETTEKİ ZİYNET, KADIN VÜCUDUNDAN BAŞKASI OLAMAZ.” Dikkat ederseniz, budur diyemiyorlar ama tahminlerinin de çok güçlü olduğunu, üstüne basarak söylüyorlar. Allah'ın HÂŞÂ izah edemediğini, açıklamadığını anlatmaya izah etmeye mi çalışıyorlar. Hani Allah biz herşeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyordu? Hani sorumlu olduğumuz ayetler MUHKEMDİ, yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı, düşünen aklını kullanan anlıyordu? Unutmayalım lütfen, muhkem şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılan anlamındadır. Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Kadının tüm vicudu istisnasız, ziynet olsaydı bunu Allah bizlere bildirirdi. Buna inandığımız andan itibaren, kadına çarşaf giydirip dünyayı zindar etmemiz gerekir. Mezhepler ne yazık ki kendi düşünce ve inançları doğrultusunda böyle anlamışlar ve kadına çarşaf giydirip, bunada Allah'ın farz emri demişlerdir. Sizce Allah kadına buna reva görür mü? <br />
<br />
Normalde kullanılan ziynet kelimesinin anlamı, günümüzde'de güzel görünen alımlı anlamındadır, ama yasaklanmamıştır. Kadın erkeklere güzel görünmek istediği gibi, elbette erkekte kadına güzel görünmek ister. Allah sizlere süs eşyası indirdim, mescitlere giderken giyinip gidin der. Erkek kadın ayrımı yapmadan. Burada bahsedilen, cinsel bölgelerin dikkat çekmemesi, görünmemesi kapanmasıdır. YOKSA KADININ HER YERİ ERKEK İÇİN ZİYNETTİR, KAPATMALIDIR DERSEK, BU DÜŞÜNCE ALLAH'IN DEĞİL, KENDİMİZİN DÜŞÜNCESİ OLMAKTAN İLERİ GİTMEZ. BUNU SÖYLEDİĞİMİZ ANDAN İTİBAREN ERKEĞİNDE TÜM BEDENİ, KADINA ZİYNET OLMASI GEREKMEZ Mİ? AMA BUNDAN BAHSEDEN NE YAZIK Kİ YOK. Kur’an'da asla, hiçbir ayette böyle bir bilgi, hüküm yoktur. HÂŞÂ Allah'ın Kur’an'da açıklayamadığını, izah edemediğini açığa çıkaranlar mı var aramızda. Böyle davranırsak kendimizi aldatırız. Belki gelenek ve inançlarımıza geçici kanıt yaratır ve nefsimizi avuturuz, ama Allah'ın gerçekleri ile buluşamayız ve  kadınlarımıza eziyet etmiş oluruz. İRANDAKİ KADINLARIN, BAŞÖRTÜSÜNDEKİ ZORLAMAYA KARŞI TAVRINI, İSYANLARINI LÜTFEN DİKKATLE DÜŞÜNÜN. NE EMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKSINIZ.<br />
<br />
Yine ayette geçen, görünen kısmı müstesna dan kasıt ne olduğunu, bakın Süleymaniye Vakfı ne anlamış.”GÖRÜNEN KISIM” İFADESİNİN BAŞÖRTÜDEN ÖNCE GEÇMESİNDEN, YÜZÜN GÖRÜNEN GÜZELLİKLERDEN OLDUĞU ANLAŞILIR.&quot; İyide bizler ayette asıl anlatılmak ve dikkat çekilmek istenen yeri, bölgeyi YANİ AYETİN HÜKMÜNÜ unuttuk, hiç bahsedilmeyen bir bölgeden bahsediyoruz. Yine açıkça Allah'ın asla söylemediği, ayetten de bunun anlaşılmasının mümkün olmadığı bir anlam yükleyerek, başörtüsüne delil yaratmaya çalışıyoruz. Ayette geçen Ziynet kelimesine, tercümede güzellik anlamı verip, ondan sonrada bu güzellikten kasıt, aslında kadının yüzüdür, onun görünmesinde bir sakınca yoktur anlamı veriliyor.<br />
<br />
Nur suresi 31. ayeti anlamaya devam edelim. Ayetin devamında çok ilginç ve dikkatle düşünmemiz gereken bir liste verilerek, ziynetlerini bu kişilerden başkasına göstermesinler açıklamasını yapıyor. Sayılanlara baktığımızda, çok yakın akrabalar ve aile içinde yaşayan, erkekliği kalmamış köle ve hizmetçilerden, birde henüz kadınların MAHREM YERLERİNE vakıf olmayan, erkek çocuklardan bahsederek, bunlardan başkasına göstermesinler diyordu. Peki, bu sözleri nasıl anlamalıyız? Eğer bu saydıklarımıza, kadının göğüslerini serbestçe gösterebilir diye anlarsak, elbette büyük hata yaparız. Ahzab Suresi 59. ayeti tekrar hatırlayınız lütfen. Ne diyordu Rabbimiz? Mümin kadınlara söyle, dışarıya çıkarken, üzerlerine dış giysilerini alsınlar ki tanınsınlar, bilinsinler incitilmesinler diyordu. Demek ki bahsettiğimiz konuyu bu ayet doğrultusunda anlamalıyız. Ayrıca Nur suresi 31. ayette ziynetlerin örtülme emrini verirken daha titiz, daha dikkali olunması emrini vermişti. NUR SURESİ 31. AYETTE BAHSEDİLEN BÖLGE ZATEN KADININ GÖĞSÜNÜN TAMAMEN AÇIKLIĞI DEĞİL, EROTİK TABİR ETTİĞİMİZ GÖĞSÜN DİKKAT ÇEKEN HEMEN ÜSTÜ OLAN KISMININ DAHA AÇIK OLAN KISMININ ÖRTÜLME EMRİ VERİLİYORDU. Yoksa göğüsler tamamen açık değildi elbette. Bu ayettede yakın akrabalar yanında, aynı hassasiyeti göstermeyebilecekleri anlatılıyor, yoksa ziynetlerin gösterilmesi, açılması değil, ilave örtünün açılabileceğinden bahsediliyor.<br />
<br />
Nur 31. ayette sayılan kişiler, dikkat ettiyseniz evde her zaman olabilecek insanlar. Kadın töresi, geleneği gereği evinde nasıl yaşıyorsa, hangi rahatlıkta dolaşıyorsa, evin içinde o rahatlıkla giyinip, o sayılan kişilerle birlikte EK ÖNLEM ALMADAN rahatça dolaşabileceği anlaşılıyor. Yoksa herhangi bir yerini açması söz konusu değil. Ev içinde her zaman bulunabilecek yakın akrabalara lütfen dikkat ediniz. BU SAYILAN AKRABALARLA ZATEN KUR’ AN'DA, EVLENME YASAĞI VARDIR. O günkü devri hatırlayınız. Tek bir oda ve kadın hem evin işi, hem de ÇOCUKLARINI EMZİRMEK, DOYURMAKLA MEŞGUL BİR DURUMDA. GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALARAK, EVİNDE YAKINLARI, AKRABALARI YANINDA, DAHA RAHAT HAREKET EDEBİLMESİNE RUHSAT TANINIYOR AYET. Bu ayete öyle anlam veriliyor ki, bir kısım düşünce, kadın saçını bu kişilere ancak gösterebileceği, başkalarına gösteremeyeceği söylenmektedir. İyi ama bu anlamı vereceğimiz açıklama, asla yok ayette. <br />
<br />
Şimdide ZİYNET sözcüğünü farklı anlamlarda düşünelim. Allah ziynet sözünden, kadının taktığı takılardan bahsettiğini var sayalım, çünkü böyle düşünenler de var. Böyle düşünürsek, bu kelimenin bir cümle önce tekrarlandığı ve Allah başörtüleri ile göğüs açıklıklarını örtsün diye uyardığı, sözleriyle ters düşer. Göğüste takı var onun için kapatılmalıdır tezi, ayetin bütünlüğüne uymaz. Biz yinede ziynet kelimesini, takılan süs eşyası olarak anlamaya devam edelim ve bu konu üzerinde düşünelim. Amaç en doğruya düşünerek ulaşmak değil mi? Allah süs eşyası/ziynet takan bir kadının, taktığı takıları, ayette saydığı en yakınlarının dışında, kimseye göstermesini haram kılmış, yasaklamış diye anladığımızı düşünelim. Lütfen dikkat, bu konudan bahsederken, ayette bir cümle var hatırlatmak istiyorum.<br />
<br />
&quot;ERKEKLİĞİ KALMAMIŞ HİZMETÇİLERDEN YAHUT DA HENÜZ KADINLARIN MAHREM YERLERİNE VAKIF OLMAYAN ERKEK ÇOCUKLARDAN BAŞKALARINA GÖSTERMESİNLER.&quot;<br />
<br />
Dikkat ederseniz, kadınların mahrem yerlerinden bahsettiği gibi, erkekliği kalmamış hizmetçilerden bahsediyor. Bu sözlerden anlıyoruz ki, ZİYNET kelimesi ile Allah takılan süs eşyasından bahsetmiyor. Hatta bundan bahsetmesi hiç mümkün değil, çünkü Allah ne diyordu süslü giysi ve süs eşyası ile ilgili? Araf. 31. ayette, Ey âdemoğulları! TÜM MESCİTLERDE SÜSLÜ, GÜZEL GİYSİLERİNİZİ KUŞANIN. Araf 32. ayette ise bu konuda, çok daha güzel bir açıklama yapıyor ve bakın ne diyor.<br />
<br />
&quot;De ki: &quot;Allah'ın kulları için çıkardığı SÜSÜ, GÜZEL, TEMİZ VE TATLI RIZIKLARI KİM HARAM ETMİŞ?&quot; De ki: &quot;Dünya hayatında onlar, İNANANLAR İÇİN DE VAR. KIYAMET GÜNÜNDE İSE YALNIZ İNANANLAR İÇİNDİR ONLAR.&quot; Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz.&quot;<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki süslenmek ve dışarıda süslü güzel giyinmek yasak değil. Bu örneği verdiğimizde, kadın yalnız kocasına süslenir, süslenerek dışarı çıkamaz, takılarını gösteremez demek, Kur’an'a göre yanlış olur. Çünkü Allah böyle bir yasaklayıcı hüküm vermemiştir. Tam tersine mescitlere giderken süslü, güzel giyinmemizi emretmiştir, hiçbir ayrım yapmadan. Bizler kendimiz karar veriyor ve kadın kocasından başka kimseye güzel, süslü görünemez diyoruz. Ayetlerde Allah açıkça söylemediği, kadına asla böyle bir yasak getirmediği halde, bizler nefislerimiz doğrultusunda imanımıza yön veriyoruz.<br />
<br />
Acaba Allah hüküm vermediği halde, neden yalnız kadın süslenip, süs eşyası takıp gezemez deniyor da, erkekler kendilerine böyle bir yasak getirmiyor? Buda düşündürücü değil mi? Kadın süslenip gezemezse, erkekte bunu yapamaz. Ama erkekten bahseden bile yok. Demek ki ayette geçen ziynet sözünden, takılan takıları anlamamız Kur’an'a göre doğru olamaz. Gelelim ayetin son kısmına. Ayette geçen cümleyi tekrar hatırlayalım. &quot;GİZLEDİKLERİ ZİYNETLER BİLİNSİN DİYE, AYAKLARINI YERE VURMASINLAR.&quot; Aynı ayeti TAKILARI bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar diye tercüme ediliyor. Bu cümleyi her iki şekliyle de düşünelim. Eğer ziynet kelimesinden takılan takı, altın, bilezik süs eşyası olarak algılamış olsaydık, bu takıların görünmesi için kadın hızlı, sert yürümesi, ayette geçen sözlerden yola çıkarak, ayakların sertçe hareket etmesi ile süs eşyaları belli olmaz. Çünkü süsler/takılar görünür vaziyettedir zaten. Ayağına takılan hal halı örnek vererek, ayeti anlamaya kalkarsak, ayeti bütünlüğünden uzaklaştırmış oluruz.<br />
<br />
Şimdi lütfen bu konu üzerinde daha dikkatle düşünelim. Evin kadını için, ziynetlerini saklama konusunda, daha rahat edecekleri kişiler sayılmıştı hatırlarsanız. Ayeti tercüme ederken, ziynetlerini gösterebilecekleri kişiler diye sayılmıştı. Bu çevirinin doğru olmadığını devamındaki cümleden anlıyoruz. Lütfen ayetin sonundaki bu cümle üzerinden düşünelim şimdide. Evin ahalisine, YAKINLARINA GİZLEDİKLERİ ZİYNETLER BİLİNSİN DİYE, AYAKLARINI YERE VURMASINLAR DİYOR. Demek ki kadının ziyneti, yani dikkat çeken göğüs bölgesi açıkta değil kapalı, tam belli olmuyor ama daha serbest konumda. Yine gizleniyor ve örtüldüğü halde, KENDİLİĞİNDEN GÖRÜLEN GÖĞSÜN İRİLİĞİ, hızlı hareket ederek, cazibeli davranışlarla, dikkatin bu kısma çekilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor, özellikle ayette kadınlara. Kadın evin içinde hızlı ve kıvrak hareket ederek, kırıtarak yürüdüğünde en çok dikkat çeken kısmı, özellikle Arap kadınlarının büyük, iri göğüsleridir. Bu cümleden de anlıyoruz ki, kadın evin içinde belki akrabaları ve ev halkı için daha rahat giyinebilecek ama ev halkının dikkatini, kendi cinsel objelerine çekecek hiçbir şey yapmamaya da, özen gösterecek.<br />
<br />
Son olarak tekrar hatırlatmak isterim. Ayetleri lütfen rivayetlerin etkisinde, kelimelere farklı anlamlar vererek anlamaya çalışmayalım. Allah sorumlu olduğumuz MUHKEM ayetleri, çok açık şüphe duyulmayacak şekilde, nice örnekler vererek  gönderdiğini açıkca söylüyorsa, kadının saçlarını örtmesinin emrini verseydi, bunuda dolaylı değil, MUHKEM BİR ŞEKİLDE AÇIKÇA KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DERDİ.  Kur'an'ın hiç bir ayetinde, Allah kadın saçlarını örtmelidir demiyorsa, lütfen inançlarımızı, geleneklerimizi dinleştirmeye çalışmayalım, hata ederiz. Hatta Allah'a ve elçisine iftira atanların safında oluruz.<br />
<br />
Ben Kur’an bütünlüğünde, hurafenin etkisinde kalmadan düşündüğümde araştırdığımda bu ayetten bunları anladım. Hatalarım varsa, Rabbim beni affetsin ve gerçekleri görmem içinde, gönül gözlerimi açmayı nasip etsin bana ve cümlemize inşallah. Sizlere düşen, yazdıklarımı rivayetler ışığında değerlendirmeden, Kur'an merkezli anlamaya çalışmak olmalıdır. HEPİMİZ BU DÜNYADA TEK BAŞIMIZA İMTİHANIMIZI YAŞIYORUZ. İMTİHANIMIZINDA KUR'AN'DAN OLDUĞUNU, LÜTFEN UNUTMAYALIM.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56374-nur-suresi-31-ayeti-nasil-anlamaliyiz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Klasik Türk Ve Dünya Masalları - Serdar Yıldırım</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56373-klasik-turk-ve-dunya-masallari-serdar-yildirim.html</link>
			<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:21:41 GMT</pubDate>
			<description>PİRE İLE SİVRİSİNEK 
Zıplama yeteneğini kaybetmiş pireyle, uçma yeteneğini kaybetmiş sivrisinek yolda karşılaşmışlar. Bir ağacın altına oturup...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>PİRE İLE SİVRİSİNEK<br />
Zıplama yeteneğini kaybetmiş pireyle, uçma yeteneğini kaybetmiş sivrisinek yolda karşılaşmışlar. Bir ağacın altına oturup konuşmuşlar. İkisinin de paraları varmış ve ilk karşılaştıkları yere bakkal dükkânı açmışlar. Tatlı dilli, güler yüzlü oldukları için, dükkân müşteriyle dolup taşmış. Aradan aylar geçmiş ama müşterileri azalmamış. Herkes onların müthiş ticari zekâlarından bahsetmiş.<br />
Yeteneğimi kaybettim diye üzülme, bir köşeye çekilip dövünme. Bilmez misin ki, canlılar birkaç yetenekle doğarlar.<br />
<br />
--------------------------------------------------------<br />
<br />
ORMANIN YENİ KRALI<br />
Ormanlar Kralı Aslan tahta çıkışının yıl dönümünde bir günlüğüne krallığı bırakacağını ilan etmiş. O sabah erkenden pek çok orman hayvanı sarayın büyük salonunda toplanmış. Kral aslan basamaklarla çıkılan yüksekçe bir yerde tahtında oturuyormuş. Ayağa kalkıp arka kapıdan çıktığı anda, orman hayvanları tahta hücum etmiş. Ön sırada bulunan iri cüsseli fil, zürafa, kaplan, gergedan gibi hayvanlar tahtın önüne ilk varanlarmış. Büyük bir itiş kakıştan sonra Ot Yiyen Kaplan tahta oturmuş ve bir günlüğüne Ormanlar Kralı olmuş.<br />
<br />
Doğruluktan ayrılmadan, herkese eşit davranarak, ormanda yaşayanların mutluluğunu gözeterek iyi bir yönetim göstermiş. Gün sonunda tahtı yeniden kral aslana bırakmış ve kral aslandan kocaman bir aferin almış.<br />
<br />
------------------------------------------------------<br />
<br />
SULU MASAL<br />
Adamın biri masal yazmaya meraklıymış. Bir konu aklına gelince evdeyse su dolu kovanın içine, yoldaysa bir su birikintisine masalını yazarmış. Bazen suya yazdığı masalları eşine, dostuna anlatırmış. Onlar da, bunlar çok güzel masallar, su üstüne masal yazma, üç gün sonra unutursun. Kalıcı olsun, herkes okusun diye kâğıda, kartona yaz, derlermiş.<br />
<br />
Böylece aradan aylar geçmiş. Bir gün küçük oğlu, masalcı babasına: “ Baba, geçen ay bana tilkili bir masal anlatmıştın. Tilki masalın sonunda padişah oluyordu. O masalı yine anlatsana, demiş ama masalcı, masalı su üstüne yazdığı için, okuyup, anlatması mümkün olmamış. Tilkili masalı hatırlamamış bile. Bu duruma çok üzülen masalcı, aklına gelen masalları kâğıtlara yazacağına dair oğluna söz vermiş.<br />
<br />
---------------------------------------------------------------<br />
<br />
ARAP VE ALTI DEVESİ<br />
Arabın biri Arabistan Çölleri’nde yük taşımacılığı yaparmış. Bu arabın altı tane devesi varmış. Arap, bu develerle şehirden şehire mal taşır ve epey de kazanç sağlarmış. Yolculuklar sırasında arap, en öndeki devenin üstünde oturur ve devamlı olarak: “ Bıktım artık bu çöl sıcağı altında yük taşımaktan. Daha rahat bir şekilde para kazanmanın yolunu buldum. Siz altı deve, sizleri bir şişenin içine koydurup, para karşılığı insanlara seyrettireceğim. Develer, sevinin, çöl sıcağına maruz kalmadan şişenin içinde gezersiniz. “ diyerek söylenir dururmuş.<br />
<br />
Arap, bir gün dediğini yapmış. Oz büyücüsüne giderek, develeri küçülttürüp, şişenin içine sokturmuş ve handa, dükkânda, çarşıda insanlara seyrettirip çok para kazanmış.<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
                                                      <br />
YARDIMSEVER KARTAL<br />
Bir kartal varmış. Herkesin yardımına koşarmış. Tavşanın koşarken ayağı mı burkuldu, yavru maymun daldan mı düştü, olayı haber alır almaz uçar gelir, yaralıyı kucakladığı gibi orman hastanesine yetiştirirmiş. Garibin, yoksulun hastane masraflarını ödediği çok olurmuş. Ormanda yaşayanlar bu yardımsever kartalı tanırlarmış ve kendisine hava ambulansı derlermiş.<br />
<br />
Bir gün yardımsever kartala gergedanın hasta olduğu ve mağarasında yattığı haberi verilmiş. Yardımsever kartalın gergedanın mağarasına değil de, hastaneye doğru uçtuğunu görenler çok şaşırmışlar. Sonradan neden böyle yaptığını soranlara yardımsever kartal şöyle demiş: “ Hasta olan sincap veya tavşan değil ki, hastaneye götüreyim. Dört tonluk gergedanı hastaneye taşıyamayacağıma göre, hastaneyi ayağına getirdim. Doktor tilkiyi gergedanın yanına götürdüm. Gergedan hazımsızlık çekiyormuş, ilaçla tedavi oldu. Şimdi çayırda otlayıp duruyor. “<br />
Bunun üzerine oradakiler önce gülmüşler, sonra yardımsever kartalı alkışlamışlar.<br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
HOROZ İLE KEDİ<br />
Horozun biri kol saati bulmuş. Saati boynuna takan horoz yürüyüşünü ağırlaştırıp, ben neymişim, en büyükmüşüm havalarına girmiş. Yol ortasından giderken, herkes kenara çekilip ona imrenerek bakıyormuş ve vay be diyerek, zenginlik ve gösterişin ne olduğunu anlıyormuş. Horoz zamanla arkadaşlarıyla arasına mesafe koymaya başlamış. Eski günlerdeki samimiyet, cana yakınlık mazide kalmış. Arkadaşları giderek horozdan uzaklaşmış.<br />
<br />
Bir gün horoz bir ağacın altına oturmuş, düşünüyormuş. Kedi oradan geçiyormuş. Horoza seslenmiş: “ Ne o, horoz kardeş, Marmara Denizi’nde kayığın mı battı? Seni üzen her neyse anlat da bilelim. “ demiş.<br />
Horoz da olanları anlatmış: “ Her şey kol saatini boynuma takmamla başladı. Sonradan ne arkadaşım kaldı, ne dostum. “ diye dert yanmış. Kediden yardım istemiş. Bunun üzerine kedi, kol saatini boynundan çıkarmasını, nerede bulduysa oraya bırakmasını ve ancak bu şekilde arkadaşlarıyla eskisi gibi samimi olabileceğini söylemiş.<br />
<br />
Horoz kedinin dediğini yapmış. Kol saatini bulduğu yere bırakmış. Arkadaşları, onu tekrar aralarına kabul etmişler. Horoz bir daha zenginlik gösterisine kalkışmamış. Dersini de almış.<br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
ANNE, BABA VE YAVRU FİL<br />
Güzel bir yaz gününde anne, baba ve yavru fil lunaparka gitmişler. Anne ve baba fil daha önce defalarca buraya gelmişler ama yavru fil için durum öyle değilmiş. Yavru fil ilk kez geliyormuş ve çok heyecanlıymış. Yavru fil, annesiyle birlikte atlıkarıncaya binmiş. Sürenin dolmasına karşın, yavru fil atlıkarıncadan inmek istememiş. Baba fil iki bilet daha almış ve bilet kesen adama vermiş. Böylece anne ile yavru filin bir kez daha tur atmaları mümkün olmuş.<br />
Daha sonra onlar dönme dolaplara binmişler. Dönme dolabın yükseldiği anlarda yavru fil çok korkmuş, gözlerini kapamış ve ağlamış.<br />
<br />
Baba fil tüfekle hareketli hedeflere on atış yapmış ama bir isabet bile kaydedememiş. Çevredekilerin bakışlarından sıkılan baba fil kendini aynalar çadırına zor atmış. Aynalar çadırında karşısına geçeni ince-uzun, kalın-kısa, uzun yüzlü, yamuk gözlü gösteren pek çok ayna varmış. Baba fil sıkıntısını burada unutmuş, çünkü yavru filin neşesine diyecek yokmuş. Yavru fil, o ayna senin, bu ayna benim koşmuş, durmuş.<br />
Anne ve baba fil ortaya yavrularını alarak korku kapısına girmişler. Burada anne fil korkmuş ve ara sıra çığlık atmış. Çıkışta yavru fil, babasına, ben hiç korkmadım, demiş.<br />
Zamanın ilerleyen saatlerinde fil ailesi evlerinin yolunu tutmuşlar.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
EŞEK İLE KÖYLÜ<br />
Bir eşek varmış. Bir de köylü varmış. Köylü eşeğin sahibiymiş. Sahibi eşeği şehirdeki pazara götürür, satar ama eşek bir süre sonra geri gelirmiş. Bu süre bazen bir ay, bazen on ay olurmuş.<br />
<br />
Köylü eşeği bir kez daha satmak için, pazara götürmüş. Pazarda köylünün biri eşeği satın almış. Yeni sahibi eşeği evinin yanındaki ahıra götürmüş. Sonraki günlerde sahibi eşeğin sırtına fazla yük bindirmiş. İki eşeğin çekebileceği arabayı bu eşeğe çektirmiş. Eşek bana mısın dememiş. Sahibi elinde sopası eşeğin hata yapmasını bekliyormuş. Ağır yükleri taşıyamasa, arabayı çekemese eşeği sopayla dövmek istiyormuş. Böyle yük hayvanlarını dövmekten zevk alıyormuş.<br />
Sonunda eşeği dövmek için, bahane yaratmış. Eşeğin iki yanındaki heybelere yük doldurmuş. Eşeğin sırtındaki semerin üstüne bir tencere yemeği bağlamadan bırakmış ve eşeği yokuşa sürmüş. Bir süre sonra tencere yere yuvarlanmış ve yemek yerlere dökülmüş.<br />
<br />
Önce eşeğe bağıran adam daha sonra eşeği yularından tutup kenara çekmiş ve bir ağaca bağlamış. Eşeğin sırtındaki yükleri indiren adam, eşeğin arkasına geçip sopayla vurmaya başlamış. Hayatta sadece dayak yemeye tahammül edemeyen eşek arka ayaklarıyla çitme atarak adamı boylu boyunca yere uzatmış. Eşek bağlı olduğu yerden kurtularak ilk sahibi köylünün yanına gitmiş. Köylü ertesi sabah eşeği satmak için, pazara götürmüş.<br />
İnsanlara çok yararlı olan eşek, at, öküz sahibiyseniz onları dövmeyin. Eğer dövmeye kalkarsanız, bir tekmede yeri boylarsınız ve bir daha kalkamazsınız.<br />
<br />
SON</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/">Çocuk Masalları ve Şarkıları</category>
			<dc:creator>Serdar Yıldırım</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56373-klasik-turk-ve-dunya-masallari-serdar-yildirim.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Din Devletinden Bebek İstismarına Fetva</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/turkiyeden-haberler/56372-din-devletinden-bebek-istismarina-fetva.html</link>
			<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 08:02:51 GMT</pubDate>
			<description>Din Devletinden Bebek İstismarına Fetva 
 
Hakim ehli sünnet gelenek, yetişkin bir erkeğin henüz büluğa bile ermemiş kadar küçük çocukla nikah akdi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Din Devletinden Bebek İstismarına Fetva<br />
<br />
Hakim ehli sünnet gelenek, yetişkin bir erkeğin henüz büluğa bile ermemiş kadar küçük çocukla nikah akdi yapıp, onunla cinsel ilişkiye girmesini serbest görmüştür ve bunu (haşa) Allah'ın serbest bıraktığını ve (haşa) Allah Rasulü'nün yaptığını iddia etmektedir.<br />
<br />
Bu kötülüğü yumuşatmak isteyen bazı din adamları bu hükümleri tamamen inkar ederken,<br />
Bir kısmı da &quot;ama orada çocuğa zarar vermeme şartı var&quot; gibi akla ziyan açıklamalar yapmaktadır.<br />
<br />
Ben de bu videoda: Anayasası'nın 2. maddesi açıkça: “Devletin dini İslam'dır ve İslam şeriatı yasamanın ana kaynaklarından biridir.” yazan Kuveyt'in, bizdeki Diyanet benzeri, resmi din kurumuna sorulmuş bir soru üzerine verdiği fetvayı örnek olarak seçerek şunu gündeme getiriyorum:<br />
<br />
Madem hakim gelenekte bu tür hükümleri doğuracak fıkhi bir zemin yok, o halde Kuveyt'in resmi fetva kurumu, 2003 yılında böyle sapıkça bir fetvayı nasıl verebilmiştir?<br />
<br />
Gürkan Engin<br />
<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/Bem4aCtrqSY" frameborder="0" allowfullscreen loading="lazy"></iframe><br />
<br />
<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/Bem4aCtrqSY" frameborder="0" allowfullscreen loading="lazy"></iframe></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/turkiyeden-haberler/"><![CDATA[Türkiye'den Haberler]]></category>
			<dc:creator>ENSARUZUMCU</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/turkiyeden-haberler/56372-din-devletinden-bebek-istismarina-fetva.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kur’an’ı Herkes Anlayamaz Demek, Allah’a İftirasıdır.</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56371-kur-i-herkes-anlayamaz-demek-allah-iftirasidir.html</link>
			<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 07:34:05 GMT</pubDate>
			<description>Değerli dostlarım bu makalemde, yazıma cevap veren bir kardeşimizin, bizlerin İslam’ı nasıl yanlış algılayıp Kur’an dışı batıl inançlarımızın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Değerli dostlarım bu makalemde, yazıma cevap veren bir kardeşimizin, bizlerin İslam’ı nasıl yanlış algılayıp Kur’an dışı batıl inançlarımızın etkisinde yaşadığımıza, çok güzel bir örnek olduğu için verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben bir Müslümanın, Hak olan Allah’ın vahyi Kur’an ile buluşabilmesi için, imtihanı gereği bizzat kendisinin, hiç kimsenin etkisinde kalmadan, kendisine VELİ, EVLİYA, GAVS edinmeden, yalnız Allah’a güvenerek Kur’an’ı dikkatle anladığı dilden okuması ve ayetler üzerinde düşünmesi gerektiğini söylediğimde, bana verdiği ilk cevap şöyleydi. “SAÇMALAMAYI BIRAKIN. BİR SÜRÜ MUTEBER TEFSİR VAR. İSTEYEN OKUR, ÖĞRENİR.” Elbette hiç kimse, şunu okumayın bunu okumayın diyemez, bende demiyorum. Çok kıymetli Kur’an tercümeleri var ama bir şartla, Allah bizlerin özellikle Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz, onun için yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün ve hak olan Kur’an ile ilk önce aracısız buluşun emrini Kur’an veriyor. Peki, neden, çünkü Allah zuhruf 44. Ayetinde çok açık ve net hükmünü vermiş ve ne demiş hatırlayalım.<br />
<br />
Zuhruf 44: ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)<br />
<br />
İlginç olan Kur’an’ı anlaşılır hale getirecek tefsir âlimlerinin olduğuna inanıyoruz da, ALLAH’IN KULUNA AÇIKLANMIŞ ANLAŞILIR BİR KUR’AN GÖNDERDİĞİNE, NEDEN İNANMIYORUZ? SANIRIM ÇÖZMEMİZ VE ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN EN BÜYÜK YANLIŞIMIZ BU OLSA GEREK. İslam dünyasında uzun süredir tartışılan ve Kur’an’ın da üzerinde önemle durduğu çok hassas bir konudur. Müslümanların dini anlamda rehber edindikleri kişileri (âlim, ulema, şeyh, veli) Allah’ın ve Kur’an’ın önüne geçirmesi eleştirisi, hem sosyolojik bir gerçektir hem de bizzat ayetlerle uyarılan KUR’AN’IN TAMAMINA TERS DÜŞEN BİR DAVRANIŞTIR. Kur’an, din adına yetkiyi sadece Allah’a ve O’nun vahyine verir. İnsanları ilahlaştırma veya körü körüne takip etme eğilimi ayetlerde eleştirilmiştir.<br />
<br />
Tevbe Suresi 31. Ayette, Yahudi ve Hristiyanların, âlimlerini ve rahiplerini Allah’ın dışında rabler edindiğini anlatır. Bu ayet, Müslümanlar için de bir uyarı niteliğindedir. Zümer Suresi 3. Ayetinde, Allah’tan başka veliler edinenlerin, “Biz onlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” şeklindeki savunmalarını reddeder kabul etmez. Araf Suresi 3. Ayetinde, “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nu bırakıp da başka velilerin peşinden gitmeyin” DİYEREK TEK KAYNAĞIN VAHİY OLDUĞUNU VURGULAR.<br />
<br />
Sizce Müslümanlar ya da geçmişte aynı yanlışı yapan Kitap ehlinin, bu yanlışları yapma nedenleri ne olabilir? En basit tabirle bunu söylemek, KOLAYCILIK VE SORUMLULUKTAN KAÇMAK DİYEBİLİRİZ. Kur’an’ı okuyup anlamak, derinlemesine düşünmek ve hayatına uygulamak çaba gerektirir. BİR “KURTARICI” VEYA “ÂLİM, VELİ” BULUP TÜM DİNİ SORUMLULUĞU ONA YÜKLEMEK, İNSANA DAHA KOLAY GELİR. Allah bunu yasaklamıştır. Aklını kullanmayan, düşünmeyen insanlarda genellikle, Kutsallaştırma Psikolojisi çok daha etkilidir. İnsanlar, göremedikleri Allah ile bağ kurmakta zorlandıklarında, karşılarında gördükleri etten kemikten “kutsal” kabul edilen kişilere bağlanmayı ve onlara sığınmayı seçerler. Bunda gelenek ve kültüründe büyük önemi vardır. Yüzyıllardır süregelen taklitçi din anlayışı, bireylerin kendi akıllarını ve Kur’an’ı kullanmalarını engellemiş, “ÂLİMİN BİLDİĞİ VARDIR SEN SORGULAMA, ONLARDAN DAHA İYİMİ BİLECEKSİN” mantığını yerleştirmiştir. Bu tavır ve davranış ALLAH’IN VAHYİ KUR’AN İLE BULUŞAMAYANLAR ARASINDA ÇOK YAYGINDIR.<br />
<br />
Bu demektir ki kula güvendiğimiz kadar, ALLAH’A GÜVENMİYORUZ. Demek ki bizlere anlatılanların doğru olup olmadığını anlayabilmemiz için, önce çaba gösterip Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumamız gerekir. YANİ ÖNCE DERSİNMİZİ KUR’AN’DAN BİZZAT ÇALIŞACAĞIZ. HAZIRA KONARSAK DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ. Biran şöyle düşünelim, Kur’an’dan Zuhruf 44. ayetten başka hiçbir ayet okumadınız ve size deseler ki, SEN KUR’AN’I ANLAYAMAZSIN, BOŞUNA KENDİ BAŞINA ANLAMAYA ÇALIŞMA, ONU VELİ ÂLİM KİŞİLER ANLAR VE BİZLERE ANLATIRLAR demiş olsa, siz ne cevap verirsiniz? Şunu samimiyetimle söylüyorum, çok değil ilkokul 5. Sınıfa giden bir öğrencinin, eğer kafası batıl ve hurafe inançlarla karıştırılmadıysa, şöyle cevap verecektir. Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğini söylüyorsa, Kur’an’ı aklı başında düşünen okuma yazma bilen her insan anlayabiliyor ki, Allah bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyor. Bakın tek bir ayet biliyorsa dedim. Çünkü Allah ayetler üzerinde düşünmüyor musunuz, düşünen yok mu, hala düşünmeyecek misiniz gibi ikazlarda bulunuyor. Ayetler okunduğunda anlaşılıyor ki, Allah düşünmüyor musunuz diye uyarıyor. Şimdi gelelim bu ayeti onaylayan diğer ayetlere. <br />
<br />
Allah Ali İmran 103. Ayetinde; “TOPLUCA ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILINIZ, AYRILIĞA DÜŞMEYİNİZ” dedikçe, bizler yalnız Allah’ın ipi Kur’an’a sarılarak inancımızı anlayıp yaşayamayacağımızı söylüyorsak, inancımızda çok büyük sorun var demektir. Allah bizleri bu dünyada birçok ayetinde imtihan ettiğini söylüyor, elbette imtihan olduğumuz kitabında, yalnız Kur’an olduğunu birçok ayetinde bildiriyor. Allah madem bizleri Kur’an’dan imtihan ediyor, Kur’an’ın sorumlu olduğumuz MUHKEM ayetlerini, aklı başında her kulunun anlayamayacağı bir üslupta gönderip, daha sonrada tüm kullarını Kur’an’dan hesaba çeker, sorumlu tutar mı? TUTMAZ DİYECEKSİNİZ BİLİYORUM. Tutmaz diyorsanız, Allah’ın MUHKEM ayetlerinin anlaşılması zor, her bilginin detayın olmadığını asla söyleyemeyiz. Yazıma cevap veren kardeşimiz, bakın verdiği cevapların devamında neler söylüyor. “O ZAMAN DOKTORA DA GİTMEYİN. AÇIN TIP KİTAPLARINI KENDİNİZİ TEDAVİ EDİN.”<br />
<br />
Karşılaştırmaya bakar mısınız lütfen. Her aklı başında bir Müslümanın, Kur’an’ın MUHKEM ayetlerini düşündüğünde anlayamayacağını söylemek, şeytanın bizlere kurduğu tuzaktır, lütfen bunu unutmayalım. Birisi Allah’ın kelamı, diğeri beşeri ilimler. Karşılaştırmalar eşit değerler üzerinden yapılır. Bir tarafta âlemi ve bizleri yaratan Allah’ın sözleri kitabı, diğer taraftan örnek verilen ilimleri de Allah’ın yarattığı bilimler ve O bilimleri keşfeden beşeri kitaplar. Böyle bir karşılaştırmayı yapmaktan, ALLAH’A SIĞINIRIM. Çok açık şöyle söyleyebiliriz, ALLAH’IN KİTABI OLAN KUR’AN İLE BEŞERÎ (İNSAN YAPIMI) KİTAPLAR VEYA BİLİMLER MUTLAK BİR OTORİTE VE KAYNAK BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRILAMAZ. ÇÜNKÜ BİRİ İLAHİ VE DEĞİŞMEZ, DİĞERİ İSE İNSANİ VE GELİŞMEYE AÇIKTIR DEĞİŞEBİLİR. Yine aynı kardeşimiz, yaşadığı mezhep inancının baskısıyla olsa gerek, Kur’an’ı herkesin anlayamayacağını, mutlaka âlim ya da VELİ dedikleri kişilerden öğrenmemiz gerektiğini kanıtlayabilmek adına, şöyle cevap vermiş. “İLAHİ KİTABI ANLAMAYI, BEŞERİ KİTABI ANLAMAKTAN DAHA KOLAY GÖRÜYORSAN, DİYECEK BİR ŞEY YOK.”<br />
<br />
Aslında bu kardeşimizin verdiği cevap, günümüz İslam anlayışının ve inancının, Kur’an’dan çok uzak olduğunu gösteriyor. Evet, İlahi kitabı anladığımız dilden dikkatle ayetler üzerinde düşünerek okumak, beşeri ilimlerin kitaplarını okumaktan çok ama çok daha kolay, çünkü KUR’AN’IN HOCASI KİTABIN YAZARI YÜCE RABBİMİZ DE ONDAN. Düşünebiliyor musunuz Allah, iyi niyetle Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayanın, GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇARIM diyor. Bunu Allah’tan başka kim yapabilir? Kur’an’ı okumaya başlarken, hiç bir etki altında kalmadan, bizlere anlatılan beşeri rivayet ve sanı öğretileri bir kenara koyarak, Kur’an’ı okumaya ve anlamaya başlayıp ayetler üzerinde dikkatle düşündüğümüzde, Allah mutlaka anlayacaksınız diyor. Hatırlatırım, Kur’an’ın sorumlu olduğumuz ayetlerinin MUHKEM yani şüphe duyulmadan açık anlaşılır ve nice örneklerle kolaylaştırıldığını açıklandığını Rabbimiz söylüyor. Bakın Allah ne diyor.<br />
<br />
Kamer Suresi 17. Ayet: “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALINMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?”<br />
<br />
Kamer Suresi 22. Ayet: “ANDOLSUN BİZ, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALINMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. VAR MI DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALAN?”<br />
<br />
Aynı surede Allah, aynı şeyi YEMİN EDEREK birçok kez tekrarlıyor ve diyor ki, Biz Kur’an’ı anlayasınız böylece düşünüp öğüt alasınız diye kolaylaştırdık diyor. Sizlere soruyorum, Allah’ın bu yeminine aramızda güvenmeyen, inanmayan var mı? Sorduğum herkes güveniyorum, inanıyorum diyecektir ama iş hayata geçirmek olunca, ne yazık ki söylediklerimiz havada kalıyor, atalarımızın mezhep inancının baskısı galip geliyor ve bizleri Allah’a değil ŞEYTANA YAKLAŞTIRYOR AMA BUNUN İNANIN FARKINDA DEĞİLİZ. Arkadaşımız bana şu soruyu sormuş. “Tamam, da herkes farklı anlam niye çıkarıyor?” Çok doğru, işte bu düşünce toplumun Kur’an’ı direk anlamaya çaba harcamasını engelliyor. Eğer bir Müslüman Allah’ın Resulünün rivayet hadisleri olmasaydı, Kur’an kapalı kalır tam anlaşılamaz tercüme edilemezdi diyenlere inanırsa, bu mantıkla Kur’an’ı tercüme eden bir kişi, mutlaka kendisinin inandığı güvendiği, hatta kendi mezhep inancının kabul gördüğü rivayet hadisler ışığında ayetleri anlayacak ve öyle tercüme edecektir. İşte bu yol ve yöntem, Kur’an ile toplumun yanlış anlarım korkusuyla, Müslümanları direk Kur’an’ı anlama çabasına engel olmuştur. <br />
<br />
Allah boşuna onlarca ayetinde düşün aklını kullan ey kulum diye uyarmıyor. Arkadaşımız benim verdiğim cevaplara, bakın en son nasıl cevap vermiş. “KUR’AN’I ALTYAPI OLMADAN, SADECE MEAL ÜZERİNDEN (MEALİ DE BİRİSİ YAZIYOR) ANLAYABİLECEĞİNİ İDDİA ETMEK, EN HAFİF TABİRLE CAHİLLİKTİR.” İşte bu düşünce ve mantık, İslam toplumunu, Allah yemin billah ederek anlayasınız diye kolaylaştırdım, YOKMU DÜŞÜNEN AKLINI KULLAN demesine rağmen çok üzgümüm Allah’a değil, bizlere öğretilen rivayetlere inanmayı daha doğru buluyoruz. Kur’an mealini tercümesini elbette birileri yazıyor, tıpkı Kur’an’ın orijinal Arapçasını da birilerinin kayda geçirdiği gibi. Bu ve benzeri örnekler, toplumun kafasını karıştırmaktan ve direk Kur’an’a değil birilerine yönelmesini sağlamaktan başka hiçbir işe yaramıyor. FARKLI TERCÜME Mİ EDİYORLAR, HEPSİNİ KARŞIMIZA ALIP OKUYACAĞIZ VE KAFAMIZDAKİ BATILDAN KURTULDUYSAK, YANLIŞ HATALI TERCÜMELERİ İNANIN HEMEN FARK EDECEĞİZ. ÇÜNKÜ ALLAH GELECEĞİ BİLDİĞİNDEN, AYNI KONUYU BİRÇOK KEZ TEKRAR ETMİŞKİ ART NİYETLİLERİN FOYASI MEYDANA ÇIKSIN. Yine arkadaşımız bana şöyle cevap vermiş. “1400 KÜSUR YILDIR, ONCA ÂLİM, MÜÇTEHİD BİLEMEDİ, SİZ Mİ BİLİYORSUNUZ?” Ne yazık ki toplum bu ve benzeri sözlerle korkutuluyor. Hâlbuki Allah ATALARINIZIN DİNİNE UYMAYIN, onlar hiç bir şey bilmiyorlarsa da mı onlara uyacaksınız dediği gibi, çoğunluğa uyarsanız sizi dinden saptırırlar diye ikaz eder. <br />
<br />
Kamer Suresi’nde Allah’ın yemin ederek dört kez tekrarlanan bu ifade Kur’an-ı Kerim’in temel mesajının ve amacının ne kadar net olduğunu gösterir. Kur’an’ın öğüt alma, ahlak ve hidayet (doğru yolu bulma) yönünü aklı başında olan her insan doğrudan anlayabilir. Yalan söylememek, adaletli olmak, anne babaya iyi davranmak gibi ahlaki kuralları ve geçmiş kavimlerin ibretlik hikâyelerini her insan okuduğunda net bir şekilde anlar. Allah’ın birliği, ahiret hayatının varlığı ve yaratılış üzerindeki tefekkür çağrıları, YORUMA GEREK KALMAYACAK KADAR AÇIKTIR. Daha açıkçası Allah, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM yani apaçık gönderdiğini söylüyor. Müteşabih ayetler ise zamanla, bilim adamları tarafından ne anlatmak istediği ortaya çıkacağını ve iman edenlerin bu gerçeği gördüklerinde, imanlarının artacağı bilgisini Kur’an veriyor. <br />
<br />
Din, insanı zorlamak için değil, doğru yolu göstermek için indirilmiştir. DOLAYISIYLA TEMEL MESAJ YALIN VE HER AKIL SAHİBİNİN KAVRAYABİLECEĞİ DÜZEYDEDİR. Hukuki kısımlar zaten kişinin değil devleti yönetenlerin kontrolündedir, kişilerin keyfine bırakılmamıştır. Kur’an, bir insanın iyi bir kul olması, doğru ile yanlışı ayırt etmesi ve hayatına yön vermesi için, HER AKIL SAHİBİNİN ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE KOLAYLAŞTIRILMIŞTIR. “Kur’an’ı kimse anlayamaz, sadece seçilmiş kişiler anlar” demek bu ayetlerle çelişir. Uzmanlık gerektiren kısımlar Kur’an’ın yönetime ve yargılama makamlarının uhdesine verdiği konulardır. Elbette o bilgiler konusunda da bir Müslüman bilgi sahibi olmak için araştırmalıdır.<br />
<br />
Kur’an’ı Müslüman toplumlarının elinden ne yazık ki aldılar ve elleriyle yazdıkları atalarının inançlarını, Allah’ın emri diye elimize verdiler. Dostlarım kardeşlerim, zaman bir su gibi akıp gidiyor. Lütfen hesabın görüleceği O çetin gün gelmeden önce, elimize verdikleri beşeri kitapları değil, ÖNCE ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’I FARKLI TERCÜMLERDEN DİKKATLE ANLAYARAK VE ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK OKUYALIM Kİ ALLAH’IN MESAJLARINI İLK ELDEN TEBLİĞ ALALIM. OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, LÜTFEN BİZLERE ÖĞRETİLENLERİ UNUTALIM VE YALNIZ ALLAH’A ONUN KİTABI KUR’AN’A GÜVEREK OKUYUP ANLAMAYA ÇALIŞALIM. Böyle yaparsanız inanın, her şeyin çok daha farklı olduğunu, bizleri nasıl Allah ile aldattıklarını görecek ve ALLAHIN VAHYİ KUR’AN İLE BULUŞACAKSINIZ. <br />
<br />
Dilerim cümlemiz hatalarımızı ve yanlışlarımızı Kur’an’dan fark edip, Allah’ın ipi Kur’an’a sarılan, Onun nuru ile nurlanıp doğru yolu bulan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56371-kur-i-herkes-anlayamaz-demek-allah-iftirasidir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bakara Suresi 272. Ayet. HİDAYETE Erdirmek Senin Görevin Değildir, Uyarısına Dikkat!</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56369-bakara-suresi-272-ayet-hidayete-erdirmek-senin-gorevin-degildir-uyarisina-dikkat.html</link>
			<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 09:10:15 GMT</pubDate>
			<description>Bugünkü makalemin konusu, yaşadığımız geleneksel mezhep cemaat ve tarikat eksenli inancımızın, nasıl Kur’an’dan uzak yaşandığını, hatta Allah’ın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Bugünkü makalemin konusu, yaşadığımız geleneksel mezhep cemaat ve tarikat eksenli inancımızın, nasıl Kur’an’dan uzak yaşandığını, hatta Allah’ın doğru yolunda gittiğimizi zannedip, nasıl saptığımıza çok güzel bir örnek. Yazacağım ayet üzerinde lütfen önce bizlere, İslam’ın emri diye öğretilenleri bir kenara bırakalım ve daha sonra bu ayet üzerinde KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE düşünelim ki, mahşer günü pişman olup yüzleri simsiyah, hatta gözleri kör olarak yaratılanlardan olmayalım. Bakın Allah Resulüne ne diyor ve uyarıyor.<br />
<br />
“ONLARI HİDAYETE ERDİRMEK SENİN GÖREVİN DEĞİLDİR. FAKAT ALLAH, DİLEDİĞİNİ/LAYIK OLANI HİDAYETE ERDİRİR. HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ, KENDİNİZ İÇİNDİR. ZATEN SİZ ANCAK ALLAH’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN HARCARSINIZ. HAYIR OLARAK HER NE HARCARSANIZ, HİÇ HAKKINIZ YENMEDEN KARŞILIĞI SİZE TASTAMAM ÖDENİR.” (Bakara 272)<br />
<br />
Rabbimiz bu uyarıyı Resulüne yapıyor ve bakın ne diyor. ONLARI HİDAYETE ERDİRMEK SENİN GÖREVİN DEĞİLDİR.” Peki, hidayete ERDİRMEK senin görevin değildir derken, Allah neyi kast ediyor? Lütfen dikkat hidayete erdirmek diyor. Hidayeti yani doğru yolu göstermek davet etmek, rehberlik etmek SENİN GÖREVİN DEĞİL DEMİYOR, lütfen karıştırmayalım.  Çünkü bırakın Allah’ın Resulünü, hidayete yani doğru yola davet etmek, her iman edenin görevidir. HİDAYETE ERDİRMEK İSE YALNIZ ALLAH’IN YETKİSİNDEDİR. Bu ayet aklıma, Allah’ın Resulüne verdiği görev ve sorumluluğu getirdi. Hemen Kur’an’dan düşünelim, Resulün görev tanımını Allah, nasıl yapıyordu Kur’an’da hatırlayalım. <br />
<br />
“RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56) “SENİN GÖREVİN, SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40)<br />
<br />
Allah Resulüne, senin görevin insanları hidayete erdirmek değil, HİDAYETE DAVET ETMEK TEBLİĞ ETMEKTİR diyor. Onun için her zaman şunu söylemeliyiz, Kur’an ayetlerini parçalı değil Kur’an bütünlüğünde düşünerek anlamaya çalışmalıyız, çünkü bizleri hidayete erdirecek Rabbimizin kitabı Kur’an’dır. Allah’ın Resulüne verdiği görev ve yetkiye baktığımızda, Resule düşen zorla kabul ettirmek değil, ALLAH’IN VAHYİNİ GÜZEL BİR ÜSLÜPLA TEBLİĞ ETMEK, UYARMAK OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. Ne yazık ki biz Müslümanlar günümüzde bu gerçeğin hala farkına varamadık. Allah’ın Resulüne asla vermediği yetkileri, bizler verip haşa kendimizi kandırdık, kandırmaya da devam ediyoruz. Hatta öyle ileri gittik ki, Allah’ın hükmüne karşı gelircesine; ”NE YANİ ALLAH RESULÜNÜ, POSTACI DİYEMİ GÖNDERDİ”, deme cesaretini bile gösteriyoruz. İşte buna cahil cesareti deniyor. Gerçek HAK olan KUR’AN ile buluşamadığımız için, BATILI HAK ZANNETMEK İNSANA CAHİL CESARETİ VERİYOR. Allah cümlemizi bu cahil cesaretinden korusun. Peki, hidayete ermenin şartları ve koşulları neler olabilir? Bu konuda Kur’an bizleri sürekli uyarıyor ve akla düşünmeye yönlendiriyor. <br />
<br />
Akıl ve İdrak Yeteneği çok önemli. Her insana hayatını sürdürmesi ve doğruyu yanlışı ayırt edebilmesi için verilen zaruri bilgiler ve AKIL BİZLER İÇİN NİMETTİR. Onu kullanmayan nimete ve hidayete ulaşamaz. Onun için Allah, BİZLERİ BU DÜNYADA İMTİHAN ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Allah’ın Kur’an’ın ipine sarılın, ondan sorumlusunuz hükmünü asla unutmadan, kutsal kitaba/Kur’an’a, asla beşeri ilaveler yapmadan, arı-duru vahiy aracılığıyla insanları hak dine çağırması gerçeğini görebilmek, hidayete ermenin birinci önceliğidir. HAK YOLU VE İMANI KENDİ ÖZGÜR İRADESİYLE SEÇEN KİŞİLERE ALLAH’IN YARDIM ETMESİ, KALPLERİNE GENİŞLİK VE KOLAYLIK VERMESİDİR. Bu yolu izleyen HİDAYETE ERECEKTİR. <br />
<br />
Sizce Allah Resulüne, neden insanları hidayete erdirmek senin görevin değildir demiş olabilir? İşte bunu da Kur’an’dan nasiplenen hemen anlayacaktır. Çünkü Hz. Muhammed O örnek insan, TEBLİĞ görevini yaparken, insanların atalarının batıl inançlarından vazgeçmek istemediklerini gördüğünde, çok üzüldüğünü Rabbimiz görüyordu, onun için onu sakinleştirmek rahatlatmak için söylüyor. Kur’an’dan bu konuya göz atalım. Hz. Muhammed’in kendisine inanmayanlar ve İslam’ı reddedenler için duyduğu derin üzüntüyü hafifletmek, kalbini teselli etmek ve onu sakinleştirmek amacıyla indirilen birçok ayet vardır. Bu ayetler, Allah’ın Resulünün TEBLİĞ görevini yaparken, insanların hidayete ermemesi karşısında adeta kendini harap edecek kadar üzülmesinden dolayı indirilmiştir. Birkaç tanesini hatırlayalım<br />
<br />
“HERHALDE SEN, ONLAR BU SÖZE/KUR’AN’A İNANMIYORLAR DİYE, ÜZÜNTÜDEN KENDİNİ HELÂK EDECEKSİN.”( Kehf 6)<br />
<br />
“ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH DİLEYENİ (LAYIK GÖRDÜĞÜNÜ) SAPTIRIR (SAPKINLIĞINI ONAYLAR), DİLEYENİ (LAYIK GÖRDÜĞÜNÜ) DE DOĞRU YOLA ULAŞTIRIR. ONLAR İÇİN ÜZÜLEREK KENDİNİ PERİŞAN ETME!...”(Fatır 8 )<br />
<br />
“O HALDE, ONLARIN SÖZLERİ SAKIN SENİ ÜZMESİN. ŞÜPHESİZ BİZ, ONLARIN GİZLEMEKTE OLDUKLARINI DA, AÇIĞA VURDUKLARINI DA BİLİYORUZ.” (Yasin 76)<br />
<br />
Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ki, Allah Resulünün moralini düzeltmek ve böylece TEBLİĞ görevinde başarılı olmasını sağlayabilmek için ona moral veriyor. Şimdide ayetin devamına bakalım. “ALLAH, DİLEDİĞİNİ/LAYIK OLANI HİDAYETE ERDİRİR.” Bu sözleriyle Allah, tebliğ görevi senin, TEBLİĞİ GÖNÜLDEN ALIP, ATALARININ BATIL İNANÇLARINDAN SIYRILIP, HAK İLE BULUŞMA AZMİ ONLARIN BİZZAT KENDİ ÇABALARI İLE HİDAYETE ULAŞABİLECEKLERİ ÖZELLİKLE VURGULANIYOR. Allah doğru yolda olma çabasında olanı, bu çabalarından dolayı yardım ederek, HİDAYETE erebileceklerini söylüyor. Çok ilginç değil mi, Allah Resulüne kullarımı sen hidayete erdiremezsin dediği halde, bazı kişiler edindikleri VELİ, GAVS, ÂLİM dedikleri kişilerin kendilerini HİDAYETE ERDİREBİLECEKLERİNE İNANABİLİYORLAR. Kur’an’dan uzak yaşamak, işte bu kadar tehlikeli.<br />
<br />
Ayetin devamında da, Allah’ın Kur’an’da birçok ayetinde örneklerini verip, Allah’ın rızasını kazanmak için hayırlarda bulunan, ZEKÂTINI verenlerin yani toplumda sosyal adaleti sağlayabilmek için, çaba harcayanların karşılığını, Allah mutlaka bizlere vereceğinin müjdesini veriyor. Dilerim Kur’an gerçeklerini fark edebilmek için, atalarının batıl inançlarından kurtulup HAK VE GERÇEK OLAN KUR’AN’IN İPİNE SARILAN ve böylece Allah’ın HİDAYETE ERDİRDİĞİ, AZINLIK HALİS KULALRI ARASINDA OLURUZ.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56369-bakara-suresi-272-ayet-hidayete-erdirmek-senin-gorevin-degildir-uyarisina-dikkat.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lafzona Artık Android'de!]]></title>
			<link>https://www.forumadasi.com/android/56365-lafzona-artik-androidde.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:19:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Lafzona Artık Android'de! &#128241;* 
 
*Sohbet, radyo ve eğlence artık cebinizde!* 
 
  
 
*Lafzona.com'un Resmi Android Uygulaması Yayında!* 
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font size="5"><b><font color="#d35400">Lafzona Artık Android'de! &#128241;</font></b></font><br />
<br />
<font size="4"><b>Sohbet, radyo ve eğlence artık cebinizde!</b></font></div><br />
 <br />
<br />
<font size="4"><b><font color="#2980b9">Lafzona.com'un Resmi Android Uygulaması Yayında!</font></b></font><br />
<br />
Lafzona.com kullanıcıları için güzel bir haber! &#127881;<br />
<br />
Sevdiğiniz sohbet ortamına artık bilgisayardan bağımsız olarak <b>Android telefon ve tabletlerinizden</b> kolayca ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
Lafzona'nın resmi Android uygulaması ile sohbet odalarına katılabilir, farklı ilgi alanlarına sahip kullanıcılarla tanışabilir, canlı radyo yayınlarını dinleyebilir ve eğlenceli etkinliklere katılabilirsiniz.<br />
<br />
<font size="4"><b>&#128241; Uygulamada Neler Var?</b></font><br />
<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Farklı sohbet odalarına katılma<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Gerçek zamanlı yazılı sohbet<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Canlı radyo yayınlarını dinleme<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Genel kültür ve bilgi etkinlikleri<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> İlgi alanlarına göre farklı sohbet odaları<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Desteklenen kullanıcılar için sesli ve görüntülü görüşme<br />
<font color="#27ae60"><b>&#10003;</b></font> Mobil cihazlar için hızlı ve kullanışlı arayüz<br />
<br />
<font size="4"><b><font color="#8e44ad">&#128172; Sohbet Et, Radyo Dinle, Lafzona'da Yerini Al!</font></b></font><br />
<br />
Lafzona'yı daha önce web üzerinden kullananlar için mobil uygulama, sohbet deneyimini her yere taşımanın pratik bir yolu.<br />
<br />
İster evde ister dışarıda olun; Android cihazınız üzerinden Lafzona topluluğuna bağlanabilir, sohbet odalarında vakit geçirebilir ve canlı radyo yayınlarını takip edebilirsiniz.<br />
<br />
<font size="4"><b>&#128640; Android Uygulamasını Hemen İncele</b></font><br />
<br />
<div align="center"><font size="4"><b><a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.lafzona.app" target="_blank"><font color="#e74c3c">&#9654; GOOGLE PLAY'DEN LAFZONA UYGULAMASINI İNDİR</font></a></b></font><br />
<br />
<font size="3"><b>Lafzona.com</b> — Sohbet, Radyo ve Topluluk</font></div><br />
<a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.lafzona.app" target="_blank"> <img src="https://i.fixresim.com/fEaF5Qh.png" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a><br />
<br />
<font size="3"><b>&#128279; Web:</b> <a href="https://lafzona.com" target="_blank"> https://lafzona.com</a><br />
<br />
<b>&#128242; Android:</b> <a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.lafzona.app" target="_blank">Lafzona - Google Play</a></font><br />
<br />
<div align="center"><i>Android cihazınızdan Lafzona dünyasına katılın!</i> &#128522;</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/android/">Android</category>
			<dc:creator>birsevda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/android/56365-lafzona-artik-androidde.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Serdar Yıldırım Fabl Hikayeleri</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56363-serdar-yildirim-fabl-hikayeleri.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:48:40 GMT</pubDate>
			<description>Serdar Yıldırım Fabl Hikayeleri 
ŞANSSIZ KÖYLÜNÜN ŞANSI 
Köylünün birinin hiç şansı yokmuş. Doğuştan şanssızmış. İşleri ters gidermiş. Günlerce...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Serdar Yıldırım Fabl Hikayeleri<br />
ŞANSSIZ KÖYLÜNÜN ŞANSI<br />
Köylünün birinin hiç şansı yokmuş. Doğuştan şanssızmış. İşleri ters gidermiş. Günlerce uğraşmış, tarlasını kazmış, tohum atmış. Sonbahar yağmurları başlamış ama çevredeki tarlalara yağmur yağmasına karşın, şanssız köylünün tarlasına bir damla yağmur düşmemiş. Köylü çaresiz dereden taşıma suyla tarlasını sulamış.<br />
<br />
Mart ayında hava ısınmış, güneş çıkmış, tarlalarda ekinler boy atmaya, sebzeler olgunlaşmaya, ağaçlar çiçek açmaya başlamış. Bu yalancı bahar uzun sürmemiş, aniden yağan dolu tarlaları alt üst etmiş. Tahmin ettiğiniz gibi, şanssız köylünün tarlasına dolu yağmamış, o da bol ürünü, şu yokluk zamanında iyi bir fiyata satarak zengin olmuş.<br />
Şansım yok diye dövünme, şanslıyım diye sevinme. Devran döner ve öyle bir gün gelir ki, şansım yok diyen sevinir, şanslı dövünür.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
DOMUZUN AŞKI<br />
Genç bir erkek domuz, genç bir dişi domuza âşık olmuş. Ona aşkını anlatmış ve aşkına karşılık bulmuş. Bir gün genç domuz, bir kutu çamur hediye götürerek dişi domuzu babasından istemeye gitmiş. Dişi domuzun babası bir kutu çamuru az bulmuş ve içinde çamur banyosu yapabileceği kadar geniş bir çamur havuzu istemiş.<br />
<br />
Genç domuz, babanın bu isteğini karşılayıp, dişi domuzla evlenmiş. Dört ay sonra on tane yavrusu olan genç evliler, dededen izin alarak, yavrularıyla birlikte çamur havuzunda yuvarlanmışlar. Bu çamur, onların derilerindeki parazitlerden kurtulmalarını sağlarmış. Böylece sağlıklı ve zinde olmuşlar.<br />
Sanma ki anneler ve babalar gençlerin kötülüklerini isterler. Onlar, şunu bunu istedi diye kızılmaz. Böylece bazı şeylerin geri dönüşümü kolaylaşır.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KURDUN TİLKİYE OYUNU HAZIRLADI SONUNU<br />
Kurdun biri tilkinin mağarasını elinden almak için, yalancıktan kavga çıkarmış. Bunun üzerine tilki kurdu dövünce, kurt ağlayarak aslanın huzuruna çıkıp olanları anlatmış ve tilkinin kendisini döverek, mağarasını sahiplendiğini söylemiş. Kurda inanan aslan mağarayı tilkiden alarak kurda vermiş ve tilkiyi ormandan kovmuş.<br />
<br />
Tilki bunun altında kalır mı, ona boşuna kurnaz dememişler. Ormanı terk edip giderken, kurdun aslanın tahtında gözü olduğunu etrafa yaymış. Bunu duyan aslan kurdu yakalayıp öldürmüş, mağarayı tilkiye geri vermiş ve tilkiyi yardımcısı yapmış.<br />
Birine tuzak kurmak istiyorsan vazgeç, alelacele kazdığın derin olmayan çukura o basar, çıkar ama sen onun kazdığı derin çukura bastığında bir daha çıkamazsın.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
ODUNCUNUN İKİ KIZI<br />
Oduncunun iki kızı varmış. Kızlardan biri zengin ama gönlü fakirle, diğeri fakir ama gönlü zenginle evlenmek istermiş. Sonunda bu kızlar muratlarına ermişler ve istedikleri gibi birer koca bulmuşlar.<br />
<br />
Zengin olan katı yürekli ve cimri, fakir olan yufka yürekli ve eli açıkmış. Zenginle evlenen kızın kocası paraya acımış, karısına yıllarca elbise almamış, cebine beş kuruş koymamış. Fakirle evlenen kızın kocası paraya acımamış, her sene bir elbise almış, cebine kuruşları koymuş.<br />
Zenginle evlendim diye sevinme, fakirle evlendim diye yerinme. Bu iş kısmet işi, zengin olsun, fakir olsun, evleneceğin olmalı er kişi.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KEDİLER VE FARELER<br />
İki katlı villanın iyi kalpli ama uykucu bir kedisi varmış. Villanın sahibi olan adam ve karısı sabah erkenden bürolarına gidince bütün gün yan gelip yatarmış.<br />
Bir gün buraya anne fare ile dört yavrusu gelmiş. Salonun köşesine yuvalarını hazırlayıp, mutfaktan yiyecek aşırmaya başlamışlar.<br />
<br />
Günler geçip gittikçe fareler burasını çok sevmişler ama kediye bir türlü ısınamamışlar. Kendilerine nazik davranan, yiyeceklerin yerini gösteren kediyi sonunda kovmuşlar. Villa sahibi, bakmış kedi gitmiş, yerine Canavar adında bir kedi satın almış. Canavar, bırak farelerin mutfağa gitmesine, burunlarını yuvadan çıkarmasına izin vermemiş.<br />
Yavrularıyla birlikte aç kalan anne fare bir fırsatını bulup villadan kaçmış ve iyi kalpli ama uykucu kediyi ormandaki bir kulübede bulmuş. Ona durumu anlatmış, af dilemiş ama kedi kesinlikle geri dönmemiş. Daha sonra yavrularını yanına alan anne fare, gözyaşları içinde, villadan ayrılmış. İyi kalpli ama uykucu kediyi ne kadar sevdiğini hep yavrularına anlatmış.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BAL ARISI VIZ VIZ<br />
Bal arısı vız vız uçarken, bir evin duvarına çarpıp, yere düşmüş. Bir süre baygın kaldıktan sonra kendine gelmiş. Sağ tarafında büyük bir acı hissetmiş. Kanadı yerinde yokmuş. Anlamış ki kopmuş. Kanadını arayıp bulmuş ama yerine takamamış. Bu duruma çok üzülmüş. Kopan sağ kanadını sol kanadının altına kıstırmış. Ormana doğru yürümüş. Onu bu halde gören birkaç arı yanına gelmiş. Vız vız, kanadım, demiş; arılar, kanatçı baba, demişler. Kanatçı baba, karşı dağda yaşar. Dağa git, onu bul, kanadını yerine takar.<br />
<br />
Vız vız dağa çıkmış, kanatçı babayı bulmuş. Bal arısı kanatçı baba, vız vızın kanadını yerine takmış. Vız vız çok sevinmiş, kanatçı babayı öpmüş. Sevincinden yerinde duramamış, havalara uçmuş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KRAL VE İKİ EJDERHA<br />
Vaktiyle çok yüksek surları olan ve bir kral tarafından yönetilen bir şehir devleti varmış. Halk huzur içinde yaşıyormuş. Günlerden bir gün ormandan gelen iki ejderha şehrin giriş kapısının sağ ve sol yanına oturmuşlar. Kendilerine her gün birer insanın kurban olarak verilmesini yoksa şehri yıkacaklarını söylemişler. Kral, baş vezirin itirazına karşın, ejderhaların isteğini kabul etmiş ve her gün iki insanı ejderhalara vermiş. Sonradan ejderhalar isteklerini giderek arttırarak beşer insana kadar çıkarmışlar. Şehir halkı giderek azalmaya başlamış.<br />
<br />
Gece baskınıyla ejderhaları yok edelim, diyerek ilk günden beri kralın başını ağrıtan baş vezir şehirden kaçarak kurtulmuş. Şehirde son kalan insan olan kral ise, ejderhalara yem olmuş.<br />
Sen kral bile olsan önerilere kulak as. Önerilere kulak asmazsan, öneriyi yapan kaçar gider, sen ise, kaçamaz yakalanırsın.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
SİMİTÇİ MAYMUN VE YABAN DOMUZU AİLESİ<br />
Bir maymun varmış. Ormanda simit satarmış. İyi kalpliymiş ama fakirmiş. Bir gün bu maymuna kaldırımda yürürken, yolda aşırı hızla giden ve virajı alamayan genç yaban domuzunun kullandığı motosiklet çarpmış.<br />
Çarpmanın şiddetiyle maymunun kafası bir binanın duvarına çarpmış. Çok kan kaybeden maymunu hastaneye kaldırmışlar ve ameliyata almışlar. İki ay komada kalan maymun nihayet kendine gelmiş. Bir ay kadar daha hastanede yatan ve hastane koridorlarında gezmeye başlayan maymun mahkemeye çağrılıp sanık sandalyesine oturtulunca ne yapacağını bilememiş. Motorda hasar bıraktı diye, genç yaban domuzu ve ailesi tarafından mahkemeye verilmiş.<br />
<br />
Mahkemede, yaban domuzu ailesinin avukatı, maymunu suçlamış. Maymun, yarası iyileşmediği ve beyninde hasar olması sebebiyle konuşma zorluğu çektiği için, kendini savunamamış.<br />
Hâkim, maymunu suçlu bulmuş. Bunun üzerine maymun, yaban domuzu ailesine, avukata ve hâkime yalvarmış, ağlamış, gözyaşı dökmüş. Sonunda maymunun haline acıyan yaban domuzu ailesi, şikâyetini geri almış ve hâkim de, maymunu serbest bırakmış.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
CESUR TAVŞAN<br />
Kral aslan sarayda yapılacak toplantıya bazı hayvanların liderlerini çağırmış. Bunlar kaplanların, tavşanların, kurtların, geyiklerin, ayıların ve domuzların liderleriymiş. Kral aslan toplantının yapılacağı gün nezle olduğu için toplantıya katılamamış ama bir genelge yayınlamış. Bu genelgede katılımcıların aralarından oy birliğiyle bir başkan seçmelerini ve bu başkanın kendisine vekalet etmesini istemiş. Vekilin alacağı kararlar benim kararım sayılır, demiş.<br />
<br />
Seçimde tavşanların lideri cesur tavşan oyların büyük çoğunluğunu alarak başkan seçilmiş. Bu tavşan geceyarısı ormanın derinliklerinde yalnız gezecek kadar korkusuzmuş. Onun cesaretine saygı duyan panterler, leoparlar karanlıkta cesur tavşanı görünce saklanıp geçip gitmesini beklerlermiş. Cesur tavşanın ilk işi toplantıya katılanlarla birlikte giderek tahtı ele geçirmek olmuş. Kral aslan bağlanarak zindana atılmış. Cesur tavşan kral olmuş ve uzun yıllar boyunca ordusuyla birlikte diğer ormanlara saldırmış, pek çok can almış.<br />
Kral olmadan önce savaşa karşı olan cesur tavşanın bu derece başkalaşması, değişime uğraması, can alması, cesurken zalim olması yaşanmamış değildir. Prens kral olur, şehzade padişah olur, değişir. Hele hele çobanın hükümdar olup da diğer ülkelere saldırması, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmaması açıklanamaz bir faciadır.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KUKLACI<br />
Köy, kasaba, şehir demeden gezip dolaşan ve kukla oynatarak insanları eğlendiren bir kuklacı varmış. Kuklacı oyun bittiğinde şapkasını uzatır, seyircilerden para toplarmış ama para veren az olurmuş. Kukla oynatırken devleşen kuklacının neşeli hali, oyun bitince üzgün bir hal alır, başı önde seyir meydanından ayrılırmış. Az önce onu alkışlayanlar, acıyarak bakarmış.<br />
<br />
Bir gün bu kuklacı bir kasabada kukla oynatırken, açlıktan başı dönmüş, gözleri kararmış, düşüp kafasını taşa çarpmış ve oracıkta ölmüş. Olanları oyunun bir parçası sanan seyirciler, kuklacıyı çılgınca alkışlamışlar. Seyretmeye beş yüz kişinin geldiği kuklacının cenazesinde beş kişi varmış.<br />
Yol kenarlarında kukla oynatan, gitar çalan, şarkı söyleyen sokak sanatçıları görürseniz boş geçmeyin, onlara para verin. Sanat parayla satın alınmaz ama aç karnına da sanat yapılmaz, bunu unutmayın.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
                               <br />
                                                                <br />
KURBAĞALAR<br />
Eski zamanlarda bir dere kenarında yüzlerce kurbağa yaşıyormuş. Bu kurbağalar neşeliymiş, güler yüzlüymüş. Savaş nedir bilmez, barış içinde yaşarlarmış. Bir gün bu dere kenarına hayalperest bir kurbağa gelmiş. Nana adındaki bu kurbağa devamlı olarak hayal görürmüş ve gördüğü hayalleri gerçekmiş gibi anlatırmış. Nana kısa zamanda kendine pek çok yandaş bulmuş. Yandaşlarıyla birlikte ayaklanmış ve kendine inanmayanlara karşı savaşıp, onları yenmiş. Böylelikle onlarca kurbağanın canı pahasına hükümdarlığını ilan etmiş. Nana tahta oturur oturmaz kurbağalara neşelenmeyi, güler yüzlü olmayı yasaklamış. Onların üstünde baskı kurmuş, yediklerine, içtiklerine karışır olmuş.<br />
<br />
Maşumu adındaki genç bir kurbağa Nana'nın fikirlerini anlamsız bulmuş. Kurbağaların en üstün canlı varlıklar olduğu düşüncesi üstüne yaşam felsefesini kurmuş. Kısa zamanda kendine pek çok yoldaş bulmuş.<br />
Günlerden bir gün Maşumu'nun yoldaşları Nana'nın yandaşlarıyla savaşmışlar ve onları yenmişler. Sonraki yıllarda kurbağalar, özgür düşünce sistemini kurmuşlar, her çeşit konuda fikir ileri sürüp, yorum yapmışlar. Yokmuş öyle, böyle düşün, şöyle düşünme. Kim kimin özgür düşünme yeteneğine pranga vurabilir? Kim kimin yaşantısına karışabilir? Böylelikle kurbağalar mutlu bir şekilde yaşantılarını sürdürmüşler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/">Çocuk Masalları ve Şarkıları</category>
			<dc:creator>Serdar Yıldırım</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56363-serdar-yildirim-fabl-hikayeleri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dünya Klasikleri - Serdar Yıldırım</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56362-dunya-klasikleri-serdar-yildirim.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:47:32 GMT</pubDate>
			<description>Dünya Klasikleri - Serdar Yıldırım 
ZÜRAFA İLE KARINCA 
Zürafa ile karınca arkadaş olmuşlar. Zürafaların ses telleri yokmuş, konuşamazlarmış ama bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Dünya Klasikleri - Serdar Yıldırım<br />
ZÜRAFA İLE KARINCA<br />
Zürafa ile karınca arkadaş olmuşlar. Zürafaların ses telleri yokmuş, konuşamazlarmış ama bu zürafa konuşuyormuş: &quot; Sen ne diyorsun arkadaş? Dünyada insan nüfusu çok fazla. Yedi milyar kadar var. Orta ölçekli bir şehir nüfusu üç milyon. &quot;<br />
Zürafa konuşmasını bitirince karınca başlamış anlatmaya: &quot; Yedi milyar insan çok az. Dünyadaki karıncaların toplamı sekiz yüz milyardan fazla. Bir şehir üç milyon diyorsun. İçinde benim de yaşadığım orta boy bir karınca yuvası beş metre derinliğinde ve on iki metre eninde sekiz milyon karıncayı barındırıyor. Karıncalar dünyadaki karada yaşayan canlıların toplamından daha çoktur. &quot;<br />
<br />
Zürafa: &quot; Biz zürafalar ise, uzun boyluyuz ama sayımız azdır. Dünyadaki zürafaları toplasan yirmi bin etmez. Nedeni az ürememizden. Yavru zürafaların büyümesi yıllar alır. Aslanlardan başka düşmanımız yoktur. Mağaramız, evimiz yoktur. Tabi siz toprak altında yaşadığınız için türlü tehlikelerden uzaksınız. &quot;<br />
Karınca: &quot; Neden? Karıncaların hiç mi düşmanı yok sanıyorsun. Bir karıncayiyen yuvanın başına çöreklense birkaç yüz karınca yemeden gitmez. Uzun, ip gibi dili yapışkanlıdır ve her dilini ağzına çekişte pek çok karınca yakalar. &quot;<br />
Zürafa: &quot; Bak karınca, benim dilim de uzundur. &quot;<br />
<br />
Zürafa yanındaki ağacın üst dallarında durmakta olan karıncaya dilini göstermiş. Zürafanın kırk santimetre boyundaki uzun dilini gören karınca hayretler içinde kalmış ve bir an boş bulunarak aşağı düşmüş. Karıncanın düşüşünü çaresizlik içinde seyreden zürafa birkaç adım geri gitmiş. Sağa sola bakınmış. Karınca ağacın alt dallarına, yapraklarına mı takıldı, yoksa yere, çimenlerin arasına mı düştü belli değilmiş. Üstüne basarım, karıncaya bir zarar veririm diye arayamamış. Zürafa daha sonra yürüyüp gitmiş.<br />
<br />
Birkaç gün sonra zürafa o ağacın yanından geçiyormuş. Bir ses duyunca başını çevirmiş, aynı karınca, aynı dalın üstünde duruyormuş. Seslenen oymuş.<br />
Karınca: &quot; Zürafa, baksana buraya. Öyle geçip gidiyorsun. İki gündür buradayım. Ben yere düştükten sonra toparlanıp ayağa kalktım. Sen bakındın, beni göremedin, gittin. Ertesi gün bu dala çıktım. Seni bekledim. Her neyse sonunda geldin ya seni çok özlemiştim. &quot;<br />
Zürafa: &quot; Ben de seni çok özledim, karınca. Hayatta olman beni sevindirdi. &quot;<br />
Karınca: &quot; Bak zürafa, konuşmamıza devam ederiz ama bir daha dilini göstermek yok. Tamam mı? &quot;<br />
Bunun üzerine zürafa: &quot; Tamam, karınca kardeş, bir daha dilimi göstermem. &quot; demiş ve gülüşmüşler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
GERGEDAN, FİL, ZÜRAFA VE MAYMUN<br />
Fil, gergedan ve zürafa ile arkadaşmış ama gergedan ile zürafa arkadaş değilmiş. Filin zürafa ile konuştuğunu gören gergedan bunu önemsemezmiş. Zürafa fili gergedanla konuşurken görünce üzülür ve gergedanla arkadaşlığına bir son vermelisin, dermiş. <br />
<br />
Oralarda büyük bir yemiş ağacı varmış. Gergedan dallara ulaşamaz ağacın dibine düşen yemişlerle idare edermiş. Fil alt dallarda bulduğu yemişleri koparıp yermiş. Zürafa ise, orta seviyedeki dallardan kopardığı yemişleri yermiş. Esas olgun ve tatlı yemişler üst dallardaymış ama hiçbiri bu yemişlere ulaşamazmış.<br />
<br />
Günün birinde bir maymun yemiş ağacına çıkmış ve üst dallardaki yemişleri yemeye başlamış. Maymunu gören gergedan, fil ve zürafa öylece bakakalmışlar. Durumu farkeden maymun, yemişler bana da onlara da yeter deyip, topladığı yemişleri ikram etmiş. Maymunun yardımlaşma ve paylaşma isteğini gören gergedan ile zürafa maymundan utanmışlar. Önce file sonra da birbirlerine sıkıca sarılmışlar. Sonsuza kadar arkadaş kalacaklarına söz verip maymunu dördüncü olarak aralarına almışlar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
ŞARKI SÖYLEYEN AYICIK<br />
Ayıcığın annesini avcılar vurmuş. Yalnız kalan ayıcık ormanda zor günler geçirmeye başlamış. Çok dertliymiş. Derdini şarkı söyleyerek hafifletmeye çalışmış. Şarkılarında annesinin vuruluşunu ve yalnız kalışını anlatmış. Ayıcık şarkı söylerken bülbüller, kanaryalar bile susarmış. Geçen günlerle birlikte orman hayvanlarından pek çok taraftar toplamış. Annesini vuran avcıları taraftarlarına yakalatmış. Onları korsanlardan kalmış demir parmaklıklı bir mağaraya hapsetmiş. Uzun yıllar mağaranın önünde nöbet beklemiş. Annesini geri getiremezmiş ama bu avcılar cezasını çekmeliymiş. Zamanla avcılar ölüp gitmiş. Ayıcık kocaman bir ayıymış artık ve iki yavrusu olmuş. Yavrularını büyütürken, avcıların acımasız olduğunu ve onlardan sakınmak gerektiğini bıkmadan anlatmış.<br />
<br />
Bizim ayının sonu annesinin sonu gibi avcıların elinden olmuş. İki yavrusuyla birlikte yaban armudu yemeye gidiyormuş ki, avcılar onu görmüş. Avcıların attığı kurşunlardan kurtulamamış ve son sözleri, yavrularım, ah yavrularım, olmuş. Yavruları yakalayan avcılar, onları ayıcılara satmış. Ayıcılar, yavruları altında ateş yanan kızgın saç üzerinde yürüterek eğitmeye başlamışlar. Onları sopayla döverek boyun eğdirmişler. İki yavru büyüdüklerinde burunlarında birer zincirli demir halka varmış. Zincirin ucu ayıcının elindeymiş. Ayıcı zinciri çektiğinde can acısından bağırırlar ve seyirciler de gülermiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YEŞİL AYICIK<br />
Yeşil ayıcık uzaydan gelmiş. Dünya onun bilmediği bir yermiş. Uçan dairesini bir dağın yamaçlarına indirmiş. Bu dağ Uludağ'mış. Uludağ'da gezmiş, dolaşmış. Ağaçları, çiçekleri görmüş. Çimenlere uzanmış, yatmış. Şarkılar söylemiş. Çok mutluymuş. İyi ki, bu gezegene indim, diye düşünmüş. Burası ne güzel yermiş. Havası, suyu ve toprağıyla dört dörtlükmüş.<br />
<br />
Yeşil ayıcık daha sonra uçan dairesine binmiş. Bursa semalarında bir süre uçtuktan sonra, Marmara Denizi'ne doğru yönelmiş. Orada gemileri, kayıkları görmüş. Uzaklarda bir plaj varmış. Bu plajda insanlar denize giriyorlarmış. İyice alçalmış, insanlara selam vermiş, el sallamış. İnsanlar da ona selam vermişler, el sallamışlar. Denizin üstüne inecekmiş ki, bip bip sesini duymuş. Annesi arıyormuş. İnmekten vazgeçmiş ve hızla yükselerek geldiği gezegene doğru yola çıkmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
İPEK BÖCEKLERİ VE CEVDET<br />
İpek böceği dut yaprağı yiyerek büyür, gelişir. Daha sonra kozasını örer ve bu kozadan kelebek olarak çıkar. Onların bu özelliğini bilen on iki yaşındaki Cevdet ipek böceklerinden kendisi için, büyük bir koza örmelerini istedi. Kozanın içinde değişim geçirerek kelebek olacaktı. Yüce dağdaki sarp ve yalçın kayalıklardan kartal yumurtası bulup getirecekti. Kartal yumurtasının üstüne delik açarak, buraya sokup çıkaracağı öğretmen kalemleri öğrencilere 10, 20 yerine 30, 40 verecekti.<br />
<br />
Örneğin, matematik dersi sınavında öğrenci soruyu doğru yorumlamış, işlem de doğru ama sonucu yanlış bulmuş. Bu durumda öğretmen öğrencisinin bilgisini ve çabasını gözardı etmeyecek ve 10 puanlık soruya hiç olmazsa 5 puan verecekti. O sorudan 5 puan bu sorudan 3 puan derken, öğrenci 40 alırsa , bir diğer sınavda 50 - 60 alıp o dersten geçme şansını yakalar. Gayrete gelir çalışır. Ama 10 alan öğrenci, nasıl olsa bu dersten geçemem deyip o derse çalışmaz. Bu durum bilgi kaybına neden olur. Cevdet'ten bunları dinleyen ipek böcekleri birkaç saat içinde büyük bir koza ördü. <br />
<br />
Cevdet ertesi gün kozadan kelebek olarak çıktı ve yüce dağdan bir kartal yumurtası bulup getirdi. Daha sonra kartal yumurtasına batırdığı tükenmez kalemleri sınıf arkadaşı Ali'ye verdi ve kalemleri öğretmenler gününde okuldaki öğretmenlere armağan etmesini istedi. Kelebek Cevdet eğitimdeki büyük bir sorunu çözmüş olmanın verdiği keyifle bir daha dönmemek üzere gökyüzüne doğru kanat çırparak uçtu, gitti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
SERDAR BEY+ÇİLEK=BÖBREKTE KUM<br />
Serdar Bey akşamüstü kırtasiye dükkanını kapamış, evine dönerken pazardan 1 kg. mis kokulu çilek aldı. Yolda birkaç kere çileklerden yemek istedi fakat etrafta insanlar olduğu için yiyemedi. Akşam yemeğinde çilek yedi sonra yattı, uyudu. Gece yarısı uyandı, sağ ayağı kasılıyordu. Sol tarafındaki böbreği ağrıyordu. Sabahı zor etti ve hastaneye gitti. Doktora gece olanları kısaca anlattı.<br />
<br />
Doktor: &quot; Dün akşam çilek yedin mi? &quot; diye sordu. Serdar Bey'in kafasına dank etti. Zalim çilek, diye düşündü. Demek sabaha kadar çektiğim acının sebebi çilekmiş: &quot; Evet yedim, dedi. Ama bir daha yemem. &quot;<br />
Doktor reçete yazdı. Ağrı kesici iğne verdi. İğne, Serdar Bey'in böbrek ağrısını ve sağ ayak kasılmalarını yok etti.<br />
<br />
Aradan 12 yıl geçti. Serdar Bey bu sürede çilek yemedi. Çileğin mis kokusuna aldanmadı. Onun üstünde mikroskobik kumların olduğunu hiçbir zaman unutmadı. Sağlığına önem veren herkesten kesinlikle çilekten uzak durmalarını istemeyi ihmal etmedi. Yılda 3-4 defa çilek yemedi diye bir şey kaybetmedi.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
<br />
BATAKLIKTA KURBAĞA ARAYAN LEYLEK<br />
Bataklıkta kurbağa arayan bir leylek varmış. Günlerini kurbağa aramakla geçirir ve yakaladığı kurbağayı yutarmış. Kurbağalar, bakmış olacak gibi değil, gün gelir bu leylek bizi de yutar ve bataklıkta kurbağa bırakmaz diyerek aralarında bir toplantı yapmışlar. Toplantıda bilge kurbağanın fikri öne çıkmış. Bataklığın derinliklerinde yaşayan zehirli kurbağaya rica edilecek ve leylek tarafından yutulması istenecekmiş. Leylek zehirli kurbağayı yutunca hayatı sona erecek ama diğer kurbağalar kurtulacakmış.<br />
<br />
Bilge kurbağa ve birkaç kurbağa giderek zehirli kurbağayı bulmuşlar ve olanları anlatmışlar. Eğer bu fedakarlığı yaparsa kurbağaların kendisini hiç unutmayacaklarını ve adını altın harflerle bataklıktaki ağaçlara yazacaklarını söylemişler.<br />
<br />
Bunun üzerine zehirli kurbağa: &quot; Dediğinizi yapmazsam yıllar sonra beni kimse hatırlamaz mı? &quot; diye sormuş.<br />
Bilge kurbağa: &quot; Tabi hatırlamaz. Ancak kahramanlar hatırlanır. Dediğimizi yapmazsan unutulur gidersin. &quot;<br />
Zehirli kurbağa: &quot; Ben unutulmak istemiyorum. Kahraman olmak istiyorum. &quot; demiş ve arka ayakları üstünde doğrulup göğsünü şişirmiş ve leyleğin yanına gitmiş. Leylek onu görmüş ve yakalayıp yutmuş. Böylelikle leyleğin de zehirli kurbağanın da hayatı son bulmuş. Bataklıktaki kurbağalar, zehirli kurbağanın adını altın harflerle ağaçlara yazmışlar. Aradan yıllar geçmesine karşın unutmamışlar. Adını hep Kahraman Kurbağa olarak hatırlamışlar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YAVRU AYI TOMBİK<br />
Ayının biri üçüz yavrulamış. Son doğan yavrunun adı Tombik'miş. Bir ay geçmiş, iki ay geçmiş Tombik'in boyu kardeşlerinin yarısı kadarmış. Anne ayı bakmış Tombik büyümeyecek yavrusunu terk etmiş. Tombik'i ormanda ağlarken gören bir geyik onu sahiplenmiş. Sütüyle beslemiş, annelik yapmış. Geçen yıllarla birlikte Tombik büyümüş, kocaman bir ayı olmuş. Bu arada geyik yaşlanmış ve eskisi gibi hızlı koşamaz olmuş.<br />
<br />
Bir gün geyik ayılara yakalanmış. Bu ayılar, Tombik'in annesi ve büyümüş olan iki kardeşiymiş. Geyik bağırmış, Tombik'ten yardım istemiş. Tombik hızla gelerek kendisini besleyip büyütmüş olan geyiği kurtarmış. Bunun üzerine anne ayı yıllar önce terk ettiği yavrusunu tanımış: &quot; Tombik, sen misin yavrum? Ben senin annenim. Bak bunlar kardeşlerin. Geyiği bırak da kendimize ziyafet çekelim. &quot;<br />
Tombik: &quot; Evet, ben Tombik'im. Sen de beni yıllar önce terk eden annemsin. Beni bu geyik buldu. Sütüyle besledi, büyüttü. Bana iyi bakın, onu size yedirmem. &quot;<br />
Anne ayı: &quot; Benim güzel oğlum, ben seni terk etmedim, ormanda kaybettim. Sonra çok aradım ama bulamadım. &quot;<br />
Tombik: &quot; Çok mu aradın? Onun için defol git, gelme peşimizden diyordun. &quot;<br />
Anne ayı: &quot; Tombik, ben senin annenim, seni ben doğurdum. &quot;<br />
Tombik: &quot; Doğru, doğurdun ama beni bu geyik büyüttü. Doğuran mı, büyüten mi dersen, ben büyüten diyorum. &quot;<br />
<br />
Anne ayı, Tombik'in geyiği bırakmayacağını anlamış ve iki yavrusuyla oradan uzaklaşmış. Tombik yaşlı geyiği kucağına alarak barınak olarak kullandıkları mağaraya götürmüş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
KARTALLAR ÖRDEK OLMAZ<br />
Ördekler, daireler çizmişler, aralarında oyunlar oynarlarmış. Bu oyunların kendilerine yararı çok, başkalarına zararı yokmuş. Gün gelmiş bir ördek çıkmış, diğer ördekleri bir oyun oynamaya zorlamış. İlk anda taraftar toplamış ama pek çok ördek bir oyun oynamaya razı gelmemiş. Sonra kavga çıkmış. Tek tekçi ördek kararında diretmiş. Zamanla taraftarları çoğalmış. Kavgalarda galip gelen taraf olmuş. Ünü giderek yayılmış. Tek tekçi ördekten sonra pek çok ördek onun tahtına oturmuş ama bunlar tek tekçi ördeğin reklamını yapmışlar, onu övmüşler, göklere çıkarmışlar.<br />
<br />
Aradan yüzyıllar geçmiş. Bir gün ördekler bir kartalı yakalamışlar ve boyun eğdirmeye çalışmışlar. Ayaklarına pranga vurmuşlar. Kartal bir oyunun zararını, çok oyunun yararını bıkmadan ördeklere anlatmış, durmuş. Ördekler, kartalın fikirlerini alkışlıyorlarmış ama nedeni bilinmez bir şekilde bir oyun kuralına bağlı kalmışlar. Yıllar sonra ördekler, kartallar ördek olmaz diyerek gitmesi için, onun ayaklarındaki prangaları sökmüşler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
KORKAK ASLAN<br />
Kral aslan çok korkakmış. Çevredeki ormanların kralları elçi göndererek savaş çıkaracaklarını söyleyip altın isterlermiş. Korkak kral da, aman, savaş çıkmasın, barış içinde yaşayalım, deyip istenen altınları gönderirmiş. Yapılan antlaşma bir yıl sürermiş. Süre sonunda bir elçi gelir ve yeniden anlaşmak için altın istermiş. İstenen altının dozu giderek artmış ve beş bin, on bin altını bulmuş. Hazinedeki altınlar giderek azalmış. Kral aslan vezirlerini toplamış ve soruna çözüm aramaya başlamış. Vezirlerin ortak görüşü, sorunu kurnaz tilkinin çözeceği şeklindeymiş. Kurnaz tilki saraya davet edilmiş, olanlar anlatılmış.<br />
<br />
Kurnaz tilki: &quot; Sayın kralım, beni baş vezir yaparsanız sorunu kısa zamanda çözerim. &quot; demiş.<br />
Kral aslan: &quot; Yeter ki savaş çıkmasın, altınlar bitmesin de ne istersen yap. Kurnaz tilki şu andan itibaren baş vezirimsin. Tam yetkiyle işe başla. &quot;<br />
<br />
Baş vezir tilki saraydan çıkıp gitmiş. Bir kaç saat sonra döndüğünde yanında uzun yeleli bir aslan varmış. Bu aslanı tahta oturtmuş ve gelirken verdiği talimatı aynen uygulamasını istemiş. Elçiler, salona alınmış ve onlar savaş tehdidiyle yüksek miktarda altın istemişler ama dublör aslan hepsine bağırıp çağırmış. Kalabalık bir ordu kurduğunu, savaş istediğini ve eğer canları tatlıysa hemen on biner altın getirmelerini ihtar etmiş: &quot; Yoksa ordumla gelirim ve taş üstünde taş bırakmam. &quot; demiş. Koşar adım salondan çıkan elçiler, birkaç gün sonra on biner altın vererek birer yıllık barış antlaşması imzalamışlar. Olanları gizlice yan odadan izlemekte olan korkak kralın neşesine diyecek yokmuş. Dublörünü yüksek bir maaş karşılığında işe almış ve uzun yıllar onun gölgesinde krallığını sürdürmüş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------<br />
<br />
MAVİ YARASA<br />
Çok büyük bir mağarada milyonlarca yarasa yaşıyormuş. Bu yarasalar, gündüzleri mağara tavanına tutunarak uyurlar, hava karardıktan sonra, mağaradan çıkıp yiyecek ararlarmış. Doğada yiyecek bol, meyveler, yemişler, dala konmuş böcekler, havada uçuşan sinekler, kelebekler, arılar. Yarasalar, sabaha karşı, mağaralarına dönerlermiş. Bu böyle günlerce, aylarca, yüzyıllarca devam etmiş.<br />
<br />
Yarasalar, fikir üstüne fikir eklemeyi bilmezlermiş. Kendilerine yavruyken öğretilen fikirler varmış ve bunlara göre hareket etmeleri istenirmiş. Şu şöyle olmasa böyle olsa demek yasakmış. Şuradaki iki durum birbiriyle çelişiyor demek yasakmış. Yasaklara uyarlarmış çünkü özgün düşünme yetenekleri varmış ama kullanmamaları öğütlenirmiş. Pek çoğunun bu yetenekleri kullanılmadığı için körelmiş.<br />
<br />
Bir genç yarasa varmış ki, bambaşka duygular içindeymiş. Geçmişten gelen, bugünü karartan, geleceği yok etmeye hazırlanan eskimiş fikirlerden hoşlanmıyormuş. Zamanla taş eskiyormuş, neden fikirler eskimesinmiş. Yarasalar, genelde siyah renkli olurlar ama kahverengi, beyaz ve sarı renkli olanlar varmış. Genç yarasa mavi renkliymiş. Mavi yarasa bu özelliğiyle diğer yarasalardan ayrılıyormuş.<br />
<br />
Mavi yarasa aylar boyunca düşüncelerini diğer yarasalara anlatmış. Zamanla söyledikleri kabul görmeye başlamış. Mavi yarasa onların gündüzleri de mağaradan çıkmasını istiyormuş.<br />
<br />
Bir gün öğleye doğru milyonlarca yarasa mağaradan dışarı çıkmış. Ne demek yarasa sadece gece uçarmış. İşte gündüz de uçuyormuş.  Yarasalar, o gün, mavi yarasanın önderliğinde güzel bir gün geçirmişler. Ortalık günlük güneşlik ve aydınlık, karanlıkta bir şey göreceğim diye gözlerini kısmak yokmuş, beynini büzmek yokmuş. Basmakalıp düşüncelerle donanıp mavi yarasayı üzmek yokmuş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/">Çocuk Masalları ve Şarkıları</category>
			<dc:creator>Serdar Yıldırım</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/cocuk-masallari-ve-sarkilari/56362-dunya-klasikleri-serdar-yildirim.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kur’an’da Ki Konu Tekrarlarının Nedeni, Sizce Ne Olabilir?</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56361-kur-da-ki-konu-tekrarlarinin-nedeni-sizce-ne-olabilir.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:28:09 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemin konusu, Kur’an’da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an’ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4"><br />
Bu makalemin konusu, Kur’an’da yapılan tekrarlar konusu üzerine olacak. Kur’an’ı okuduğunuzda aynı konuların birçok ayette tekrar edildiğini görürsünüz, farklı değişik örnekler vererek.  İslam düşmanları bunu tenkit ederek, bu kitap Allah katından gelmiş olamaz, sürekli tekrarlarla dolu şeklinde tenkitlerini duyarsınız. Sizce bu tekrarların sebebi ne olabilir? Bu konuda elbette birçok şey söyleyebilirsiniz ama unutmamamız gereken en önemli konunun, Kur’an’ın yazılı ve tek seferde inmeyip, 23 yılda yavaş yavaş indiği gerçeğidir. Onun içindir ki, Kur’an ayetlerinde tekrarların sürekli yapılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, önceki indirilen ayetlerin tekrar hatırlatılması, unutulmaması ve özellikle konuyu daha dikkatli bir şekilde vurgulamak adınadır. TEKRAR BİR EĞİTİM ŞEKLİDİR. BU EĞİTİM ŞEKLİ HER SEVİYEDEKİ İNSANIN, KUR’AN’I RAHATLIKLA ANLAMASINI, UNUTMAMASINI, KONUYU PEKİŞTİRMESİNİ SAĞLAR. Özellikle tekrarlayarak bir konuyu anlatmak, çalışmak, eğitimde çok kullanılır. Kur’an’da bu eğitim şeklini özellikle kullanıyor ve Allah’ın dikkatimizi çekmemizi istediği konuları, sürekli Kur’an’da tekrar ediyor, böylece gündemde tutuyor. Bilim adamlarının bu konudaki düşüncelerinede bakalım.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de belirli kıssaların, konuların veya ayetlerin tekrar edilmesinin temel nedeni, insan psikolojisine hitap ederek öğrenmeyi pekiştirmek, ibret alınmasını sağlamak ve dini/ahlaki ilkeleri kalıcı kılmaktır. İslam alimleri ve müfessirler, Kur’an’daki bu tekrarları birer kusur değil, aksine edebi birer belagat (güzel konuşma) ve irşad (doğru yolu gösterme) mucizesi olarak kabul ederler. Kur’an’daki konu ve ayet tekrarlarının temel sebep ve hikmetleri şunlardır diyebiliriz. İnsan yapısı gereği unutmaya meyillidir. Kur’an kendisini aynı zamanda bir “öğüt ve hatırlatma” (zikir) kitabı olarak tanımlar. Bir fikrin akıllarda kalması, kalbe yerleşmesi ve davranışa dönüşmesi için eğitici bir yöntem olarak farklı zamanlarda ve farklı üsluplarla hatırlatılması gerekir. Örneğin Tâhâ Suresi 113. ayette, uyarıların korunma ve ibret amacıyla tekrar tekrar açıklandığı belirtilir. İnsan hayatında hava, su ve gıdaya her gün nasıl ihtiyaç duyuluyorsa; ruh dünyasında da tevhid (Allah’ın birliği), adalet, ahlak ve ahiret inancı gibi temel kavramlara her an ihtiyaç vardır. Kur’an, kalbi ve ruhi hayatın sürdürülebilir gıdası olan, BU ANA KONULARI SIKLIKLA TEKRAR EDEREK CANLI TUTAR. Kur’an’da bir konu (örneğin Hz. Musa’nın kıssası) her yerde tamamen aynı şekilde tekrarlanmaz. Konunun geçtiği surenin ana amacına ve bağlamına uygun olan kesiti öne çıkarılır. Bir surede Allah’ın Resulünün sabrı işlenirken, diğer surede inkarcıların uğradığı son veya mucizeler vurgulanır. Bu durum, okuyucunun her surede o kıssadan yeni bir ders ve perspektif kazanmasını sağlar. Bunun nedenini de bakın ayetlerde nasıl açıklıyor.<br />
<br />
İsra 89: Andolsun, BİZ BU KUR’AN’DA İNSANLARA HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (Diyanet meali)<br />
<br />
Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ ÖNCE SAĞLAM KILINMIŞ, SONRA DA DETAYLANDIRILIP AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Enam 105: BÖYLECE BİZ AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLIYORUZ Kİ, «Sen ders almışsın» desinler de, biz de anlayan toplum için Kur’an’ı iyice açıklayalım.(Diyanet vakfı meali)<br />
<br />
Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah bir konuyu tek bir ayette anlatıp geçmiyor. Daha iyi anlaşılması için, zamana yayıyor ve farklı konularda, farklı örneklerle aynı konuyu işliyor, tekrar ediyor ki, bizler daha iyi anlayalım. Zümer suresi 23. ayetinde de Allah, bu konuda şöyle söylüyor. “ALLAH, AYETLERİ BİRBİRİNE BENZEYEN VE YER YER TEKRAR EDEN KİTAP’I SÖZLERİN EN GÜZELİ OLARAK İNDİRMİŞTİR.” Onun için de Allah ayetinde, her türlü misali, değişik şekillerde verdik, yani tekrar ettik diyor. Hud suresi 1. ayetinde de aslında sorumuza ışık tutuyor ve diyor ki, Allah tarafından ayetler önce sağlam kılınmış, yani bizler için en doğru hüküm verilmiş, daha sonraki ayetlerde de bu hükümler tekrar edilerek en ince detayına kadar açıklanmış, genişçe izah edilmiştir diyor. Buradan da şunu rahatlıkla anlayabiliriz. Allah bir konuyu özellikle tekrar ediyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar, ayetlerde bir kelimeye farklı anlamlar vererek, aslında Allah bu ayette bu kelimeyle şunu kast ediyor diyerek, farklı bir anlam vermeye çalışanlar olursa, onların dine ilave etmeye çalıştığı, Allah’ın koymadığı bir hükmü hemen fark edelim ve anlayalım. BURADAN ŞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ, ALLAH HÜKMÜNÜ DOLAYLI VERMEZ, AÇIKÇA AYETLERİN GENELİNE SAYARAK, NİCE ÖRNEKLERLE İZAH EDER, AÇIKLAR. Onun için bizlerin sorumu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ve net gönderdim diyor.<br />
<br />
Bu konu ile ilgili bir başka örnek vermeden önce, sizlere bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Sizlerde karşılaşmışsınızdır, İslam ve Kur’an düşmanları tarafından, Kur’an’ın farklı Mushaflarının olduğu İslam toplumunda şüphe uyandırmak için söylenir ve Müslümanlar, KUR’AN’IN BİR HARFİ BİLE DEĞİŞMEMİŞTİR dedikleri halde, orijinalinde farklı Kur’an ların olduğu örnekleri verilir. Söyledikleri aslında doğrudur. Müslüman âlemi öyle bölünmüştür ki, ne yazık ki okudukları Kur’an’da bile ayetlerde kelimelerin ya da harflerinin, RİVAYET HADİSLERİN ETKİSİYLE YA DA ART NİYETLİ KİŞİLER TARAFINDAN, farklı yazılmış olanlarını görebilirsiniz. Yine fitne sokucular, şüphe yaratmak adına, Kur’an’da Allah, KİTABI BEN KORUYORUM dediği halde bu farklılığın, Kur’an’ın Allah kelamı olmadığını gösterir, şeklindeki tezlerinden etkilenen Müslümanların olması kaçınılmazdır. <br />
<br />
Tabi Kur’an’ı dikkatle okumayıp batılın ve hurafenin etkisinde kalmışsanız, bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. Yine fitne sokucular, Müslümanlar Kur’an değişmemiştir diyorlar ama Tevrat ve İncil de Allah kelamı, neden onların değiştiğine inanıyorlar diyerek, toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Allah yeni bir kitap göndermeden, bir önceki kitabı koruması altından çıkarmaz. Hatta Kur’an indirilirken, birçok konunun hala kitap ehlinin, ellerindeki kitapta yazılı olduğu uyarısının örneğini Kur’an verir. Daha sonrada hükmü kalkan bir kitabın korunmasının mantığı olamayacağından Allah, yalnız Kur’an’ı koruması altına aldığını açıkça bildiriyor ve diyor ki, SİZLERİ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYORUM. Bu dünyada da bizleri yönetenler, yeni bir kanun çıkardıklarında, eski kanun hükümsüz olduğu için, anayasa kitabından çıkartılır. <br />
<br />
Allah’ın Kur’an ayetlerinde birçok konuyu, farklı ayetlerde farklı konularda özellikle tekrar etmesinin en önemli nedenlerinden birisi de, Allah’ın geleceği biliyor olması ve Kur’an üzerinde şüpheler yaratmaya çalışanların oyununu bozmak adınadır. Ayetlerde geçen kelimelerin, anlamları ile oynanması ya da ilave edilip çıkartanların oyununu bozmak adına, aynı konular birçok kez diğer ayetlerde tekrar edilmiştir. Bir ayette geçen bir kelime ya da hüküm, eğer Kur’an’ın başka bir ayetinde farklı geçiyor ve izah ediliyorsa, art niyetli kişilerin ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynaması, ya da kendilerince ayetlere ilave etmesinin hiçbir hükmü olmayacak, bu yalan iftiralar hemen fark edilecektir. TABİ DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN BUNU ANLAYACAKTIR.<br />
<br />
Kur’an ayetlerindeki tekrarların önemini fark edebilmek için, yine Kur’an’da Allah’ın uyarılarına dikkat ederek Kur’an’ı okursak, asla art niyetli insanların oyununa gelmeyiz. Allah birçok ayetinde, bizlerin Kur’an’ı okurken, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer bizler düşünmeden okur geçersek, bizleri Allah ile aldatanların, dinimize nifak sokanların tuzağına kolaylıkla düşeriz. Eğer düşünerek dikkatli bir şekilde okursak, Allah’ın birçok ayetinde verdiği hükmü, bir başka ayetinde bunun tersini söylemeyeceğini bildiğimiz için, bizlere yapılan tuzağı fark edecek ve böylece ALLAH’IN KORUMASINDAKİ BU MUCİZE KUR’AN DAN, İSTİFADE EDEBİLECEĞİZ. KUR’AN DAKİ KONULARIN TEKRARININ EN ÖNEMLİ FAYDASI, ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEMEMİZ ADINA, ALLAH’IN AKLINI KULLANAN HALİS KULLARINA, SUNDUĞU BİR NİMETTİR.  <br />
<br />
Kur’an’ın bir harfinin, yada bazı kelimelerin anlamlarının değiştirilme çabaları, tüm Kur’an mushaflarının değiştirildiği anlamına gelmez. Değiştirme çabalarını görüyoruz ve şahit oluyoruz. Ama bu çabalar boşa gidiyor. Kur’an bütünlüğünde, Kur’an’ın hükümlerinin yani mana ve anlamının asla değiştirilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Allah, bu art niyetli kişiler amaçlarına ulaşmasınlar diye, aynı konuyu başka ayetlerde tekrar etmiştir.  İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ayetleri konusundaki düşüncesini bakın nasıl söylüyor.<br />
<br />
“Kur’an kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir MANADIR.”<br />
<br />
Din düşmanlarının, Allah’ın kitabını değiştirme çabaları hep oldu ve olacakta. Allah Nahl 98. ayetinde, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE, KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH A SIĞIN DER. Bunun anlamı, bizlerin Kur’an’ı anlayabilmesi için, önce kafamızdaki bizlere öğretilen şeytanın dayattığı batıldan kurtularak, Kur’an’ı okumamız gerektiğini Allah söylüyor. Eğer bunu yapmazda batıl ve yanlış ataların inancının etkisiyle yani rivayetler ışığında Kur’an’ı anlamaya çalışırsak, İslam düşmanlarının Kur’an’a bizzat yaptığı ilavelerin asla farkına varamayız. İster kelimelerin anlamlarını değiştirsinler, Kur’an’ı tercüme ederken ilaveler yapsınlar,  isterse ayetlerin orijinaline ilaveler yapsınlar hiç önemli değil. Allah’ın önerdiği yolu ve yöntemi kullanarak Rabbimize güvenerek Kur’an’ı okursak, Allah’ın O müthiş anlatım şekliyle, yaptığı tekrarlarla, bizleri uyaracak, dikkatimizi çekecek ve fitnelerin aldatmacalarını hemen fark edeceğiz. <br />
<br />
ALLAH’IN KUR’AN’I KORUMASINI, BU MANTIKLA ANLAMALIYIZ. ALLAH KUR’AN’I KORUMUŞ, AMA SEN O KORUNAN AYETLERİ FARK EDEBİLMEK İÇİN, MUTLAKA AKLINI KULLANMAN, DÜŞÜNMEN VE AYETLER ARASINDA BİR BAĞ KURMAN GEREKİYOR. EĞER AKLINI BİR KENARA KOYUP BİRİLERİNE TABİ OLDUYSAN, ALLAH’IN YOLUNDA YÜRÜMEN VE KUR’AN’DAN İSTİFADE ETMEN, HİÇ MÜMKÜN OLMAYACAKTIR.<br />
<br />
Bu dünyada hepimiz imtihandan geçiyoruz. Lütfen unutmayalım, düşünmeden aklımızı Kur’an ile kullanmadan eğer birilerine tabi olursak, inanın hesap günü çok pişman oluruz. Allah bizleri aldatacaklarını ayetlerinde bizlere söylüyor ve uyarıyor. Allah’ın kitabını da, değiştirme çabalarının olacağı örneğini de veriyor. Hatta Ali İmran 78. ayetinde; “KİTAPTA OLMAYAN BIR ŞEYİ, SİZ KİTAPTAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİYLE KITABI ÇARPITIRLAR.” Diyerek, bizleri her konuda aldatacakları uyrısını yapıyor. Enam suresi 104 ayetinde bu uyarıyı tekrar ederek, SİZE RABBİNİZEN GÖNÜL GÖZÜ ANLAMA, KAVRAMA KABİLİYETİ GELMİŞTİR, KİM GÖRÜRSE KENDİ YARARINA, KİM KÖRLÜK EDESE KENDİ ZARARINA diyerek, Kur’an’ı mutlaka düşünerek bir öğrenci misali anlamaya çalışmamız gerektiği uyarısını yapıyor.<br />
<br />
Kamer 17: Andolsun biz, KUR’AN’I DÜŞÜNÜP öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan? (Diyanet meali)<br />
<br />
Nisa 82: HÂLA KUR’AN ÜZERİNDE GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNMEYECEKLER Mİ? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.   (Diyanet vakfı meali)<br />
<br />
Muhammed 24: ONLAR KUR’AN’I DÜŞÜNMÜYORLAR MI? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? (Elmalı meali)<br />
<br />
Yunus 42: İçlerinde seni dinleyenler de vardır. PEKİ, HELE BİR DE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA, sağırlarsa sen mi işittireceksin? (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56361-kur-da-ki-konu-tekrarlarinin-nedeni-sizce-ne-olabilir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zulüm Yapana Seyirci Kalıp Müdahale Etmeyen, Zulüm Yapanla Birlikte Cezalandırılır.</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56355-zulum-yapana-seyirci-kalip-mudahale-etmeyen-zulum-yapanla-birlikte-cezalandirilir.html</link>
			<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 06:27:26 GMT</pubDate>
			<description>Değerli kardeşlerim, bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli bir konu var. Kur’an bildiğiniz gibi insanlara...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Değerli kardeşlerim, bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli bir konu var. Kur’an bildiğiniz gibi insanlara ZULÜM, EZİYET yapmanın, en büyük günahlardan olduğunu birçok ayetlerinde anlatır. Zulme ve zalimlere karşı net bir duruş sergilenmesini, adaletin tesis edilmesini ve mazlumun, zulme uğrayanın yanında olunmasını emreder. İslam inancına göre MENFAAT VE ÇIKARLARINIZ İÇİN zulme rıza göstermek, yani görmezden gelip karşı çıkmamak da, ZALİMİN ZULMÜNE ORTAK OLMAK ANLAMINA GELİR. Kur'an, müminleri zalimlerin safında yer almaktan veya onlara en ufak bir sempati, meyil duymaktan kesin bir dille meneder. Kur'an'da yer alan, zulme karşı durmayı, zalimlerden uzak durmayı ve zulmün sonunu anlatan temel ayetleri hatırlayalım.<br />
<br />
Hud 113: ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN. YOKSA SİZE DE ATEŞ DOKUNUR. SİZİN ALLAH’TAN BAŞKA DOSTLARINIZ YOKTUR. SONRA SİZE YARDIM DA EDİLMEZ. (Diyanet meali)<br />
<br />
Hucurat 9: EĞER MÜMİNLERDEN İKİ GRUP BİRBİRİYLE KAVGAYA TUTUŞURSA HEMEN ARALARINI DÜZELTİN; İKİSİNDEN BİRİ DİĞERİNİN HAKKINA TECAVÜZ ETMİŞ OLURSA -ALLAH’IN EMRİNE GERİ DÖNÜNCEYE KADAR- HAKSIZLIĞA SAPANLARA KARŞI SAVAŞIN; DÖNERLERSE ARALARINDAKİ ANLAŞMAZLIĞI ADALETLE ÇÖZÜME BAĞLAYIN VE HERKESE HAKKINI VERİN. ALLAH HAKKI YERİNE GETİRENLERİ SEVER. (Kur’an Yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
Bu ayetlere benzer birçok ayet vardır ki, toplumda zulüm eziyet ve adaletsizlik yapanlarla birlikte olmanın, onların yaptıklarını tenkit etmeyip karşı gelmeyen,  görmezden gelenlerinde, aynı yanlışa günaha ortak olacakları uyarısını yapar ve onlarla birlikte cezalandırılacağını bildirir. İman edenler arasında sorun çıktığında, aralarını bulup dostluklarına devam etmeleri için çaba göstermemiz gerektiğini söyler. Ne dersiniz bizler iman ettik diyoruz ama Allah’ın bu uyarısını hayatımıza geçirebildik mi? Yoksa Allah’ın, sakın dinde bölünenler gibi olmayın emrini görmezden gelip, mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünüp, BİRBİRİMİZE ZULMETMEYİ KENDİMİZDE HAK MI GÖRÜYORUZ? Bu ayetlerden alacağımız derse gelince: Bu. ayetler bireysel ve toplumsal hayatı şekillendiren çok güçlü bir adalet ve ahlak uyarısı barındırır. Bu ayetten çıkarılacak temel kıssadan hisseler ve hayat dersleri şunlardır:<br />
<br />
Ayette sadece &quot;zulmetmeyin&quot; denilmiyor; &quot;meyletmeyin, zulmü görmezden gelmeyin&quot; uyarısı yapılıyor. Zalimin yanında durmak, onun adaletsizliğine sessiz kalmak, alkış tutmak veya sempati duymak da, o zulme ortak olmaktır. Adaletsizliğe karşı mesafeli durmak ve haksızlığı meşrulaştırmamak inancın temel bir gereğidir. Zalime eğilim göstermenin bedeli, dünyada veya ahirette &quot;ATEŞİN DOKUNMASI&quot;, yani acı ve hüsrandır. Toplumsal adaletsizliklere göz yuman toplumlar, gün gelir o adaletsizliğin altında kendileri ezilir. MENFAAT UĞRUNA ZALİMLERİN GÜCÜNE, PARASINA VEYA MAKAMINA SIĞINMAK, GEÇİCİ BİR ALDANMADIR. İnsanların gücü, rütbesi ve dünyevi imkânları geçicidir. Gerçek koruyucu, gözetici ve dost yalnızca yaratıcıdır.<br />
<br />
Ne yazık ki biz Müslümanlar İNANMIŞ GİBİ YAPIYORUZ hayatımıza geçirmiyoruz, böylece ayetleri inkâr etmiş oluyoruz. Kur’an ayetlerini farkında olmadan nasıl inkâr edilir? GENELLİKLE DİLLE KABUL ETTİĞİMİZ VE SÖYLEDİĞİMİZ İNANÇLARIMIZI, PRATİK HAYATTA YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAKLA OLUR. Net ve apaçık olan muhkem ayetleri, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, kişisel mezhep cemaat ya da tarikat inancımızı yaşayabilmek için, aşırı zorlama yorumlarla anlamını değiştirip, etkisizleştirmekle farkında olmadan, ayetleri gizlice inkâr etmiş oluyoruz. BİZ ATALARIMIZDAN BÖYLE GÖRDÜK sözlerini Kur’an tenkit eder ve gerçek imanın Kur’an’ın ipine sarılmakla olduğunun ikazını yapar. <br />
<br />
Ben Müslümanlardanım diyen bir insan, kendisine yapılmasını istemeyeni, karşısındaki insana da yapılamayacağını, bunu Allah’ın yasakladığını bilir. Yine ZULME UĞRAYAN bir insana, bu Müslüman olmayabilir zalimden yana olmayarak ona yardım etmesi gerekir. Özellikle iman ettiğini söyleyen Müslümanlar, asla taviz vermeden kendi aralarında menfaatleri çıkarları doğrultusunda hareket etmeden, BİRBİRİLERİNE YARDIM EDECEKLERİNİ ALLAH, BAKIN AYETİNDE NASIL BİLDİRİYOR.<br />
<br />
“ONLAR, BİR ZULÜM VE SALDIRIYA UĞRADIKLARI ZAMAN, BİRBİRLERİYLE YARDIMLAŞIRLAR.” (Şura 39)<br />
<br />
Ne dersiniz bizler birbirimize düşman olmadan dinde bölünmeden tek yumruk olup, ZALİMİN ZULMÜNE KARŞI TEK YUMRUKMU OLUYORUZ, YOKSA ALLAH YASAKLADIĞI HALDE DİNDE BÖLÜNÜP, O BİZDEN  DEĞİL DİYEREK DİN KARDEŞİNİ ZALİMİM ZULMÜNDEN KURTARMAK İÇİN ÇALIŞMADIĞIMIZ GİBİ, ZALİMİN YANINDA MI OLUYORUZ? Tekrar özellikle hatırlatmak isterim. Kur'an, zulme sessiz kalmayı, seyirci olmayı veya zalimlerle birlikte yaşamaya devam ederek tepki göstermemeyi, en büyük sorumluluklardan biri olarak kabul eder, bu zalim ve zulüm yapan her kim olursa olsun karşı çıkılmalı ve yanında yer alınmamlıdır. Ayetler, kötülüğe ve zulme karşı çıkmayan toplulukların, o zulmü bizzat işleyenlerle aynı ilahi cezaya çarptırılacağını açıkça ortaya koyar, bir örnek.<br />
<br />
“VE ÖYLESİNE ÇETİN BİR SINAVA KARŞI TETİKTE VE TEDBİRLİ OLUN Kİ, O İÇİNİZDEN YALNIZCA ZULMETMEDE ISRARLI KİMSELERE MUSALLAT OLMAKLA KALMAYACAKTIR. VE İYİ BİLİN Kİ ALLAH’IN AZABI PEK ŞİDDETLİDİR.” (Enfal 25)<br />
<br />
Allah boşuna, ayetler üzerinde düşün, aklını kulan diye uyarmıyor. Bakın ayetinde Rabbimiz nasıl uyarıyor. Hesap günü öyle bir sınavdan geçirileceğiz ki, yalnız insanlara ZULMEDEN ZALİMLER cezalandırılmayacakmış. Peki, başka kimlerde bu cezadan nasiplerini alacakmış, işte burası çok önemli. Aslında bu konuyu Allah Kur’an’da birçok ayetinde açıkladığı gibi, BU ZALİMLERİN ZULÜMLERİNE GÖZ YUMARAK KARŞI ÇIKMAYANLAR, SESSİZ KALANLAR, BÖYLECE ZULMÜ DURDURMAK İÇİN ÇABA HARCAMAYANLARINDA CEZALANDIRILACAĞINI, ALLAH ÇOK AÇIK BİLDİRİYOR. Şöylede söyleyebiliriz, bu ayet toplumda bir zulüm işlenirken SEYİRCİ KALANLARIN, o zulmün doğuracağı toplumsal felaketlerden ve ilahi azaptan kendilerini kurtaramayacaklarını açıkça ilan eder. Allah Kur’an’da bu konu ile ilgili birçok ayetler indirmiş ve zalimlik yapan ile zalimlere seyirci kalıp, onları bu yanlışlarından vazgeçirmek istemeyenlerinde, aynı suçu işlemiş olacakları uyarısını yapar. Geçmiş toplumlardan bakın nasıl bir örnek veriyor Rabbimiz.<br />
<br />
Maide 78-79: İSRÂİLOĞULLARI'NDAN KÂFİR OLANLAR, DÂVÛD VE MERYEM OĞLU ÎSÂ DİLİYLE LÂNETLENMİŞLERDİR. BUNUN SEBEBİ, SÖZ DİNLEMEMELERİ VE SINIRI AŞMALARIDIR. ONLAR, İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜKTEN BİRBİRLERİNİ VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMAZLARDI. ANDOLSUN, YAPTIKLARI NE KÖTÜDÜR! (Bayraktar Bayraklı)<br />
<br />
Sanırım başka örneğe gerek yok. Ayete lütfen dikkat, iman ettiğini söyledikleri halde, Allah’ın hükümlerinin sınırını aşıp, söz dinlemediklerinden onlar kâfir olmuşlar ve İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜK YANİ İNSANLARA KARŞI YAPTIKLARI ZULÜMDEN, BİRBİRİLERİNİ VAZGEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞMAYIP SEYİRCİ KALDIKLARINDAN, HEPSİ CEZALANDIRILACAKLARI ANLATILIYOR. Alacağımız derse gelince; Bir toplumda kötülüğün, zulmün yayılmasını engellemek sadece yöneticilerin değil, her bireyin görevidir. Kötülüğe, zulme sessiz kalmak, O KÖTÜLÜĞE ORTAK OLMAK DEMEKTİR. Bu ve benzeri ayetler bize &quot;iyiliği yayan ve kötülüğe karşı aktif olarak mücadele eden yapıcı birer insan&quot; olmamızı öğütler.<br />
<br />
Değerli dostlarım, Kur’an bizler için HAYAT KİTABIDIR, ondan istifade ettiğimiz ölçüde faydalanabiliriz. lütfen hayat kitabımızı anlayarak ve dikkatle ayetler üzerinde düşünerek okuyup, hayatımıza geçirelim ki, hesabın görüleceği O çetin gün YÜZLERİ SİMSİYAH VE KÖR YARATILMIŞLARIN DEĞİL, YÜZLERİ GÜLEN VE MUTLU OLANLARIN SAFINDA OLABİLELİM. <br />
<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56355-zulum-yapana-seyirci-kalip-mudahale-etmeyen-zulum-yapanla-birlikte-cezalandirilir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur'an’ı Dinde Yeterli Kanıt Görmemekte Israr Edenlere.]]></title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56353-kuran-i-dinde-yeterli-kanit-gormemekte-israr-edenlere.html</link>
			<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:41:53 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yüzlerce makale yazdım, Allah'ın Kur’an'da ki gerçekleri ile din kardeşlerimi buluşturmaya çalıştım. Amacım bir Müslüman'ın din ve iman adına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Yüzlerce makale yazdım, Allah'ın Kur’an'da ki gerçekleri ile din kardeşlerimi buluşturmaya çalıştım. Amacım bir Müslüman'ın din ve iman adına referansının, delilinin, kanıtının yalnız Kur’an olduğu gerçeğini anlatmaktı. Çünkü bunu Allah açıkça emrediyor ve yalnız Kur'an'ın ipine sarılın SİZLERİ YALNIZ KUR’AN'DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYEDE BİLDİRİYOR. Birçok kardeşime bu gerçekleri ulaştırdığımı ve onları düşünmeye yönlendirdiğime inanıyorum. Ama çok daha fazla kişiye de, özellikle bazı konuları kabul ettirmem mümkün olmadı. Bunun tek bir nedeni vardı, oda inancımız adına KUR’AN'IN YALNIZ BAŞINA REFERANS, KANIT OLDUĞU GERÇEĞİNİ KABUL GÖRMEMELERİYDİ. Elbette bu konu beni çok üzüyor, ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Bu konuda sizlerin düşünmenize vesile olmak için, yaşanan İslam'ın farklılıklarına örnekler vermek istiyorum.<br />
 <br />
Müslümanlar arasında yalnız Kur'an  ve Kur'an + Sünnet/Hadis  anlayışları arasındaki bu temel ayrım, ayetlerin yorumlanma biçimi ve Hz. Muhammed'in dindeki rolüne yüklenen anlam ile açıklanır. Çoğunluk Müslümanların  yalnız Kur'an'ın dini yaşamak için tek başına yeterli olamayacağı inancının arkasındaki temel mantık ve argümanlar olarak şunları söyleyebiliriz. Geleneksel inanç, Kur'an ayetlerine yükledikleri farklı anlama dayanır. Kur'an-ı Kerim'de Resule sadece &quot;mesajı iletme&quot; (tebliğ) görevi değil, aynı zamanda onu açıklama ve uygulama  görevi de verildiğine inanılır. Kur'an'da onlarca ayette &quot;Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin&quot;  emri yan yana geçer.  Çoğunluk, Resule itaatin sadece Kur'an'ı getirdiği için değil, onun söz ve davranışları için de geçerli olduğunu savunur. İslam dünyasının ezici çoğunluğu, dinin nesilden nesile sadece yazılı bir metinle değil, yaşayan bir gelenek (tevatür) ve sözlü kültürle aktarıldığına inanır. Peki Kur'an bu düşünce ve inanca onay verir mi, burası çok önemli yani bu inancın referansı KUR'AN MI YOKSA RİVAYETLER Mİ? <br />
<br />
</font><font size="4">Sorunda bu inancın temelinde güvenilir delil ve kanıtların olmadığını gördüğümüz gibi, KUR'AN'IN ONAY VERMEDİĞİ BİR YÖNTEMLE İNANÇLARINI YAŞAMAYI SÜRDÜRÜRLER. İlginçtir Kur'an özellikle çoğunluğun inancına sakın uymaytın onlar sizi yoldan saptırır diye uyarır. Açıkçası bu yolla İslam'ın yaşanmasına Kur'an'ın neredeyse tamamı karşı çıkar. Sorumlu olduğumuz Kur'an'a baktığımızda, din adına her şeyin Kur'an'da detaylandırıldığını Allah söylüyor. Hiç bir eksik bırakılmadığını bildiriyor. Hadisler yüzyıllar sonra toplandığı için güvenilmezdir ve dine insan eliyle ekleme yapılmasına yol açtığından şüphe duymadan inanmak bizleri dinden saptıracağı uyarısını Kur'an yapar. Kur'an Ayetleri açık hükmünde sorumlu olduğumuz kitabın, yalnız Kur'an olduğunu söyler. </font><br />
<font size="4"><br />
</font><br />
<font size="4">Allah'ın Resulünün görevinin sadece bu mesajı eksiksiz iletmek olduğunu bildirdiği gibi, KUR'AN'I AÇIKLAMA GÖREVİNİN BİZZAT ALLAH KENDİSİ OLDUĞUNU BİLDİRİR. Kur'an anayasadır ve  Resulün hadisleri olmadan Kur'an yaşanmaz dersek, ALLAH'IN RESULÜNÜ ALLAH'IN HÜKÜM ORTAĞI YAPMIŞ OLURUZ Kİ, ALLAH BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. aLLAH VE KİTABI HATASIZDIR AMA İNSANLAR rESULLERİ DAHİL HATA YAPABİLİR, ONUN İÇİN aLLAH rESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİSİNİ TEBLİĞ ALDIĞIMIZ HALDE, ALLAH'IN RESULÜ TEBLİĞİN DIŞINA ÇIKMIŞ VE AYETLERİ AÇIKLAMIŞTIR DETAYLANDIRMIŞTIR DERSEK, ALLAH'IN RESULÜNE VERDİĞİ YETKİYİ BİZLER AŞARAK ÇOK BÜYÜK GÜNAHA GİRMİŞ OLURUZ. Allah Resulüne nasıl bir yetki vermişti hatırlayalım. </font><br />
<font size="4"><br />
“RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18)<br />
<br />
“BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56)<br />
<br />
“SENİN GÖREVİN, SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40)<br />
<br />
</font><font size="4">Ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi, eğer bizler Kur'an merkezli İslam'ı yaşamıyorsak, çok büyük hatalar yaparak inancımızı yaşamaya devam ederiz. Özellikle ibadetlerimizi yerine getirirken, sorumlu olduğumuz, Allah'ın kelamının yeterli olamayacağına inanmamız, inanın bizleri hem dinden saptırmış, hem de Allah'ın kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmaya neden olmuştur. Öyle bir şeye inanmışız ki, Allah bu konuda uyardığı ve sakın başka delil aramayın, Kur’an'ın sınırlarını aşmayın kâfirlerden olursunuz dediği halde, bizlerin din adına kanıtımız yalnız Kur’an olmaktan çıktığı gibi, RİVAYETLER VE SANI SÖZLER, KUR’AN'IN ÖNÜNE GEÇMİŞ. Allah biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız dediği halde, Allah'ın namaz kıl, oruç tut, Hacca git, zekât ver emrinin, hala Kur’an'da gerektiği gibi detaylı açıklanmadığını söylüyor ve inanıyoruz. Hiç düşünmüyoruz, ALLAH'IN AÇIKLAMADIĞI NEDİR Kİ BUNU BAŞKA KAYNAKLARDAN ARIYORUZ, ONDAN SONRA BUNLAR OLMAZSA OLMAZ DİYORUZ. Allah sizce açıklamadığı bir konudan, bizleri sorumlu tutar mı? Bunu Allah'ın adaletine nasıl nispet ederiz. BİZLER MEZHEPLERİN ÖĞRETİSİNİ KUR'AN'DA GÖREMEDİĞİMİZDE, ADETA KUR'AN'I DETAYSIZ, BEŞERİ RİVAYETLERİ KUR'AN'I TAMAMLAYAN KONUMUNA GETİRİYORUZ. Halbuki tam tersini düşünüp, Allah'ın emretmediği hiç bir söz, bilgi din değildir demiz gerekirdi. Bunun şirk olduğunu hala fark edemedik.</font><br />
<font size="4"><br />
</font><br />
<font size="4">Ne yazık ki Kur’an'da, beşerin rivayet öğretisi olan FIKIH bilgilerini, dine yapılan beşeri ilaveleri arıyoruz. Bunları elbette Kur’an'da bulamayız. Mutlaka gerekli olsaydı, Allah bizlere iletmez miydi? Bunları Kur’an'da göremediğimizde, BAKIN İŞTE ŞUNLAR YA DA BUNLAR KUR’AN'DA YOK. DEMEK Kİ KUR’AN'DA HER BİLGİ OLMUYORMUŞ DEME YANLIŞINI YAPIYORUZ. Hani Allah bizleri Kur’an'dan sorumlu tutacaktı. Hani her bilgiyi, detayı açık ve nice örneklerle verdim ki anlayasınız ve kendinize benden başka veliler, dostlar edinip ardı sıra gitmeyesiniz diyordu Allah Kur’an'da. Unuttuk mu bunları, YOKSA GELENEKSEL İNANÇLARIMIZ, ALLAH'IN KELAMINDAN AĞIR MI BASTI. Yoksa Allah'ın kitabından bazı ayetlere iman ediyor, bazılarına iman etmiyor muyuz? Hatırladınız mı bu soruyu Allah, ayetinde bizlere soruyordu. Çünkü Kur’an'ın tamamına eksiksiz iman edip, yerine getirmedikçe gerçek iman etmiş sayılmayacağımız uyarısını yapmıştı Rabbimiz.<br />
 <br />
Allah bizlerden ne istiyorsa, onun gerektiği kadarının izahı Kur’an'da olduğunu kabul etmediğimiz sürece, kendimizin gerçek bir Müslüman olduğumuzu söyleyemeyiz. ALLAH YEMİN OLSUN Kİ BU KİTABI, ANLAYASINIZ DİYE KOLAYLAŞTIRDIM DİYOR. BİRİLERİ DE ÇIKIP, KOLAYDA NE KADAR KOLAY, BU KADAR DA KOLAY OLMAZ Kİ DİYEREK, BEŞERİ İLAVELERİ OLMAZSA OLMAZ OLARAK KABUL EDİYOR VE ELİMİZDEN GELDİĞİNCE KOLAY OLANI ZORLAŞTIRIYORUZ. Hala Allah'ın Resulünün, Rabbimizin Kur’an'dan bizleri sorumlu tuttuğu ve eksik bırakmadığını özellikle söylediği kitabını, tamamladığını mı söylüyoruz. Allah'ın Resulü dinde Allah'ın ortağı değil, Allah'ın hükümlerini tebliğ eden Elçisiydi. Yaradan ne diyordu?  &quot;BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM.” Allah bir ayetinde bakın ne diyor. “EĞER ELÇİMİZ KENDİ SÖZLERİNİ, BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE SÖYLESEYDİ SİZLERE, ONUN ŞAH DAMARINI KESERDİK.” Bu durumda Allah'ın elçisinin din adına hükümler koyacağını, HÂŞÂ Allah'ın emirlerinin yerine getirilebilmesi için eksikleri tamamlayabileceğine nasıl inanırız. Bunu Rabbimiz yapamadı mı?  Bu kadar mı yoldan saptık, Allah ıslah etsin demekten başka sözüm olamaz. <br />
 <br />
Bu konuları çok işledim yazılarımda, işlemeye gündeme getirmeye devam edeceğim, Allah izin verdiği sürece. Kur’an'ın her konuda yeterli olmadığını, gerekli detayın verilmediğini söyleyen ve FIKIH inancı ve rivayetlerin çok fazla etkisinde kalan arkadaşlarıma, Kur’an'dan çok hassas hatta çok ince birkaç detay vermek istiyorum. ALLAH ACABA BU KADAR İNCE ÖRNEKLERİ, DETAYI KUR’AN'DA VERME GEREĞİ DUYMUŞ İSE, İBADETLERİMİZ VE SORUMLU OLDUĞUMUZ DİĞER KONULARDA, GEREKEN DETAYI VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Belki tekrar düşünürler diye örnek vermek istiyorum.<br />
 <br />
“ÇOCUĞUN SÜTTEN KESİLMESİ İKİ YIL İÇİNDE OLUR. . (Lokman 14)”<br />
 <br />
“SÜTKARDEŞLE EVLENMEK HARAM KILINDI. (Nisa 23)”<br />
 <br />
Bu iki bilgi dahi, aklını zerre kadar kullananlara, konumuzla ilgili ders verir. BU BİLGİ BİR BEBEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ Kİ, İKİ YIL ANNESİNDEN SÜT EMMESİNİN ÖNEMLİ OLDUĞUNUN BİLGİSİ KUR’AN'DA VERİLİYOR. Allah daha sonra ilim, fen ilerleyince, kullarım anne sütünün önemini nasıl olursa bulur, anlar demiyor. Çünkü bu bilgi çok önemli ve hemen yerine getirilmesi gerekir. Aynı anneyi emmiş, sütkardeşinde birbiriyle evlenemeyeceğini açıkça bildiriyor. Sormak isterim bu bilgi, bir milyonda kaç kişiyi ilgilendiren bir konudur ki, Allah önemsemiş ve yazmış. Demek ki bu sütten geçen önemli bir şeyler var ki, Allah özellikle bizlere bildirmiş. Hemen bu örneklerden sonra soruyorum, ALLAH BU KADAR İNCE VE BELKİ DE HERKESİN BAŞINA GELMEYECEK BİR KONUYU BİLE KUR’AN'DA BİZLERE AÇIKLAMIŞSA, ALLAH'IN BİZLERDEN İSTEDİĞİ VE SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ, İBADETLERİN DETAYINI AÇIKLAMAMIŞ, KUR’AN'DA VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ? Karar sizlerin, herkes hesabını bizzat Kur’an'dan verecek, gerçekleri anlamak ve yaşamak bizlerin imtihanıdır.<br />
  <br />
Bugün başörtüsü konusu, kadının ay halinde ibadet yapamaması konusu, kadının çarşaf ya da peçe takması inancı, kadının giyimi konusu, tamamen ayetlerde geçen kelimelere yüklenen, ama asla Allah'ın tek kelime bile bahsetmediği anlamlarla dine sokulmuş ve bunlarda Allah katındandır denmiştir. BİZLERİN DİN ADINA KANITI BÖYLEMİ OLMALIDIR? İÇİNİZ RAHAT VE HUZURLU BİR ŞEKİLDE, KABUL EDEBİLİYOR MUSUNUZ BÖYLE KANITLARI? Buna benzer uydurulmuş kanıtlar, beşerin kendi düşünce ve sözlerinden öteye gidemez. Onun içinde Allah'ın açıkça muhkem bir şekilde hükmetmediği bir konuyu, lütfen Allah'ın dinin emri demeyelim ve anlatmayalım. Büyük sorumluluk altına gireriz. Allah'a ve elçisine iftira atmış oluruz. Yüzlerce yıldır İslam toplumunda, çoğunluk böyle yapıyor ve yaşıyor demek, bizler için kanıt olamaz. ALLAH ÇOĞUNLUĞA UYARSANIZ, SİZLERİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diyorsa, lütfen çoğunluğun sözlerine değil, Allah'ın Kur’an'da ki MUHKEM uyarılarına kulak verelim. Şunu lütfen unutmayalım, Allah sizleri Kur’an'dan sorumlu tutuyorum diyorsa, Kur’an'da açıklamadığı, detay vermediği hiçbir şeyden sorumlu tutmaz, hesaba çekmez. KUR'AN'IN MUHKEM BİR ŞEKİLDE AÇIKLAMADIĞI HİÇ BİR BİLGİ, KONU İSLAM DİNİ İÇİNDE DEĞİLDİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM.<br />
 <br />
Allah Araf suresi 185. ayetinde “O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?” diyorsa, lütfen emin olmadığımız rivayetlere değil, Allah'ın sözlerine inanalım. Bu ayeti Allah, Kitap Ehlinin Kur'an'ın yanında atalarının inançlarınıda yaşamak istediklerinde indirilmiştir ve Allah Kur'an'dan sonra hiç bir bilgiye, söze inanmayın diye uyarmıştır. NE YAZIK Kİ AYNI HATAYI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah'ın elçisi de yalnız Kur’an'a inanmış ve yalnız Kur'an'ı tebliğ etmiş, yalnız Kur’an'ı yazdırıp, kayda aldırıp bizlere Allah'ın korumasında ulaşmasını sağlamıştır. Bunun dışında hiçbir bilgiyi sağlığında, özellikle kayda aldırmamış, hatta naklini yasaklamıştır. Bu bilgileri bildiğimiz halde, hala emin olamayacağımız bilgileri, DİNDE REFERANS, KANIT OLARAK ALIRSAK, inanın hesap günü, çok pişman olanların safında yer alırız. <br />
 <br />
Kur’an dışından başka kanıtlar arayanlara, Allah'ın Ankebut 51. ayetinde sorduğu soruyu sormak istiyorum. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMIYOR MU?”Yetmiyor Allah'ım diyenlere, hiç bir sözüm olamaz. Gönül gözü kapalı olana, Allah'ın elçisi bile anlatamamışsa, hiç kimse anlatamaz. Bakın Allah kurtuluşa erecek olanların, hangi yolda olanlar olacağını söylüyor. <br />
 <br />
Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERİN TA KENDİLERİDİRLER. (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
 <br />
Muhammed 2: İman edip iyi amel işleyenlerin ve Rabbleri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR.<br />
 <br />
Ahkaf 9: De ki: “Ben Resuller arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
 <br />
Lütfen Allah'ın bu uyarılarından dersler alalım. Bakın Allah elçisine deki kullarıma diyerek, ne söylemesini istiyor, bu sözlerden ders alalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYUYORUM VE BEN APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Allah'ın elçisi, yalnız kendisine vahyedilen, Kur’an'a iman ediyor ve uyuyor, ama bizler Kur’an'ın tam açıklanmadığını söylüyor ve beşerin FIKIH inancını, Resule ait olduğu söylenen rivayet sözleri din diye yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Allah'ın elçisinin yolundan gitmek isteyen, YALNIZ KUR’AN'A SARILIR. <br />
 <br />
Saygılarımla<br />
 <br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56353-kuran-i-dinde-yeterli-kanit-gormemekte-israr-edenlere.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah’ın Ayetlerini, Kur'an’ı İnkâr Ettiğimizin Farkında Bile Değiliz.]]></title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56352-allah-ayetlerini-kuran-i-inkar-ettigimizin-farkinda-bile-degiliz.html</link>
			<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:44:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bizler farkında olmadan, Allah'ın ayetlerini inkâr ettiğimizin farkında bile değiliz. Belki çok ağır bir itham ama ne yazık ki acı gerçekler bunu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Bizler farkında olmadan, Allah'ın ayetlerini inkâr ettiğimizin farkında bile değiliz. Belki çok ağır bir itham ama ne yazık ki acı gerçekler bunu gösteriyor. Allah Zuhruf suresi 44. ayetinde ne diyordu hatırlayalım. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” Sizlere sormak isterim, Allah bizleri yalnız Kur’an'dan hesaba çekeceğine hatta yalnız Kur'an'ın ipine sarılın onun sınırlarını sakın aşmayın diye hükmediyorsa, sizce HAŞA bu sözünden dönüp, Kur’an'da tek kelime bile bahsedilmeyen konulardan da hesap sorar mı? Sormak isterim, Allah'ın bu benzeri onlarca ayetlerine iman etmeyen var mı aramızda? Yok diyor da sözüme ama diyerek başlıyor ve atalarımızın mezhep inançalrını yaşayailmek için kendimize bahaneler buluyorsak, lütfen inancımızı gözden geçirelim. BU İŞİN AMASI YOK. Ne yazık ki Allah'ın bunca açık ayetlerini görmezden gelip, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Resulün rivayet hadisleri ve mezhep fıkıh inancımız olmasaydı, Kur’an kapalı kalır anlaşılamazdı diyorsak, bizler Allah'ın dinine değil, kendi yarattığımız bir dine inanıyoruz demektir. Allah birçok ayetinde, Elçisine verdiği görev ve sorumluluğu açıklıyor ve bakın ne diyor hatırlayalım. <br />
<br />
“RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. “(Ankebut 18) <br />
<br />
“BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56) <br />
<br />
“SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) <br />
<br />
“BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.”(Ahkaf 9 ) <br />
<br />
Peki, bizler bu ayetleri gördüğümüz halde ne diyoruz? İman ettik kabul ettik dedikten sonra, hayatımıza geçiriyor muyuz? Elbette hayır. NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACI, KARGOCUMUYDU, ONA DA ALLAH, KUR’AN IN MİSLİ KADAR DİNDE HÜKÜMLER KOYMA YETKİSİ VERMİŞTİR, DEMİYOR MUYUZ? Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem dediği halde, bu yanlışı nasıl yapıyoruz? Tüm bunları söylediğimiz andan itibaren, yazdığım bu ayetlerini göz göre göre tersini söyleyerek, ayetleri inkâr ettiğimizin, ne yazık ki farkında bile olamıyoruz. Çünkü Kur’an ile bağımızı kestiler, bunun farkında bile değiliz.<br />
<br />
Yaptığımız yanlışlarımızı şöyle bir gözden geçirip, nasıl hatalar yaptığımıza bakalım. Kur'an ayetlerini farkında olmadan inkâr etmek, genellikle dille kabul edilen inançların pratik hayatta tamamen yok sayılması, hatta tam tersini yapması ayetlerin çarpıtılması veya kültürel geleneklerin vahyin önüne konulmasıyla gerçekleşiyor. İslam âlimleri ve düşünürleri, bireyi farkında olmadan bu duruma düşürebilecek temel hataları özetlemek gerekirse; BİR AYETİN HÜKMÜNÜ DİL İLE KABUL EDİP, HAYATI O AYET HİÇ YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAK EN YAYGIN HATADIR. Buda pratikte ameli, inancımızı yok saymaktır. Örneğin Kur’an’ın apaçık hükümleri varken, rivayetleri ayetlerin önüne getirmek gibi. Kur’an şefaat tümden Allah’a aittir, hiçbir şefaatin olmadığı O günden sakın dediği halde Resullerin, din ulaması veli âlim dedikleri kişilerinde, şefaatçi olduğuna inanmak gibi.<br />
<br />
KUR’AN'IN BİR KISMINA İNANIP, BİR KISMINI ATALARININ İNANCINI YAŞAYABİLMEK İÇİN GÖRMEZDEN GELMEK, KUR’AN VE İMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZAR, YOLDAN SAPMAMIZA NEDEN OLUR. Kişinin kendi çıkarlarına, siyasi görüşüne veya yaşam tarzına uyan ayetleri öne çıkarıp, kendisini zorlayan ayetleri yok sayması gibi. Ayetleri, modern dünyaya veya kişisel arzulara uydurmak için, ASIL MANASINDAN KOPARMAKTA BİZLERİ KUR’AN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIR. NET VE APAÇIK OLAN HÜKÜMLERİ (MUHKEM AYETLERİ), SIRF KİŞİSEL İNANCIMIZI BOZMAMAK ADINA AŞIRI ZORLAMA YORUMLARLA ETKİSİZLEŞTİRMEK, GİZLİ BİR İNKÂRDIR.<br />
<br />
Atalardan kalan kültürel alışkanlıkları yaşayabilmek adına, doğruluğunu sorgulamadan batıl rivayet inançları Kur'an’ın açık hükümlerinden üstün tutarak yaşamaya çalışmak, Allah’ın ayetlerinden sapmaktır. &quot;BİZ ATALARIMIZDAN, BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK&quot; DİYEREK AYETİN AÇIK EMRİNE DİRENMEK, KURAN'DA SIKLIKLA ELEŞTİRİLEN BİR İNKÂRCI REFLEKSİDİR. Kur'an’ı bir hayat rehberi olarak değil, sadece mezarlıklarda veya belirli gecelerde kutsal bir melodi olarak anlamını bilmeden okumak, gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaktır. Ayetlerin anlamı üzerine düşünmemek ve Kur’an’ın hayatımızı inşa etmesine izin vermemek, Kur’an’ın indiriliş amacını fiilen inkâr etmek demektir.<br />
<br />
Kur’an'ın tamamı cahiliye toplumuna indirilmiştir ve onların yaptığı yanlışları bizlere örnek vererek, bizlerinde aynı yanlışları yapmamamız için bizleri de uyarıyor. Örneğin kitap Ehli, Allah'ın Resulünü ve Kur’an'ı kabullenmekte zorlandıkları içi şunları söylüyorlardı. Sana ve getirdiğin Kur’an'a inanırız ama bizim atalarımızdan bizlere intikal eden inançlarımızda var, onları bırakamayız yaşarız dediklerin de, Allah'ın kitap Ehline yaptığı uyarıların, ne yazık ki günümüzde bizleri ilgilendirmediğini, bu ayetler müşriklere, kitap ehline inmiştir dediklerini duyuyoruz ve üstümüze hiç alınmadığımız gibi, bu yanlışlardan ders de almıyoruz. Ayetleri hatırlayalım.<br />
<br />
&quot;KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?&quot; (Ankebut 51)<br />
<br />
&quot;O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?&quot; (Araf 185)<br />
<br />
&quot;ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?&quot; (casiye 6)<br />
<br />
&quot;KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN?&quot; (Nisa 87)<br />
<br />
Ne yazık ki bu ayetlerin günümüzde bizlere değil müşriklere, kitap ehline hitap ettiğini, bizleri bağlamadığını söyleyenler var. Buna inanan bir Müslüman, neredeyse Kur’an'ın tamamına iman etmiyor demektir. Çünkü Kur’an'ın tamamı, zaten onlara hitaben indirilmiş ve verilen örnekler ve kıssadan hisselerle gelecek nesil tüm iman edenlere örnek olması amaç edinilmiştir. Allah ayetlerinde, karşınızda okunup duran kitap, yani Kur’an sizlere yetmiyor mu, Kur’an'dan sonra hangi söze inanacaksınız, kimdir sözü Allah'ın kinden daha doğru olan dediği halde, günümüzde bu ayetleri kendilerine muhatap almayanların verdiği cevaplar düşündürücüdür. Günümüz de de aynı yanlış devam ediyor ve yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an'da her bilgi yoktur, atalarımızdan intikal eden bilgiler, rivayetler ve fıkıh olmasaydı din yaşanmazdı demiyorlar mı? İşte bu sözlerle Allah'ın ayetlerini inkâr ettiklerinin, ne yazık ki farkında bile değiller.<br />
<br />
Yaptığımız yanlışlara verecek çok örnekler var. Öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, Allah'ın ayetleri yani Kur’an inancımıza hükmetmesi gerekirken, imanımıza doğruluğundan emin olamayacağımız, Kur’an'ın bahsetmediği ve onaylamadığı beşeri fıkıh ve rivayetler hükmediyor. İSLAM DİNİNDE DELİL, KANIT KUR’AN OLMAKTAN ÇIKMIŞ, ONUN YERİNİ RİVAYET VE BEŞERİ HÜKÜMLER FIKIH ALMIŞ. AÇIKÇA ALLAH NE EMREDİYORSA, BİZLER DİN DİYE TERSİNİ YAŞIYORUZ. BÖYLE OLUCA DA SONUÇ ORTADA. Bölünmüş birbirine düşman, yoksulluk huzursuzluk ve savaşın kol gezdiği Müslüman toplumlar.  <br />
<br />
Dilerim İslam toplumları olarak, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıl ve hurafeden uzak, Allah'ın ipi Kur’an'a sarılan, Allah'ın halis kullarından oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56352-allah-ayetlerini-kuran-i-inkar-ettigimizin-farkinda-bile-degiliz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dinler Her Çağda, Yöneticiler Tarafından Kullanılmış, Kullanılmaya ’Da Devam Edilecek</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56347-dinler-her-cagda-yoneticiler-tarafindan-kullanilmis-kullanilmaya-da-devam-edilecek.html</link>
			<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:55:46 GMT</pubDate>
			<description>Bugünkü makalemin konusu, bu Cuma namazında Diyanetin hazırlayıp camilere gönderdiği ve hutbede okunan bir ayet üzerinde olacak. Bu ayet bana sanırım...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Bugünkü makalemin konusu, bu Cuma namazında Diyanetin hazırlayıp camilere gönderdiği ve hutbede okunan bir ayet üzerinde olacak. Bu ayet bana sanırım güzel bir ilham vermiş olmalı ki, bu satırları yazma gereği duydum. Yorumunu sizlere bırakıyorum. İslam toplumları, İslam tarihinde siyasi otoriteler, kendi çıkarlarını korumak ve kendilerini haklı yasal veya geçerli görünmesini sağlamak amacıyla toplumu KUR’AN’IN ÖZÜNDEN, SORGULAYICI VE DİNAMİK YAPISINDAN UZAK TUTMAK İÇİN, ÇEŞİTLİ YÖNTEMLER KULLANMIŞLARDIR. Bu durum genellikle Emeviler dönemiyle başlamış, Abbasiler ve sonraki saltanat rejimlerinde de sistematik bir hal almıştır. Ne yazık ki çağımızda da toplumun inancını kullanarak, onlara yön vermekten hiç vazgeçilmedi. Bunun devamı içinde, toplumun gerçek Hak olan Kur’an’ın emrettiği İslam ile halkın buluşmamasına özen gösterildi.<br />
<br />
Yöneticiler, kendi uygulamalarını haklı çıkarmak için Kur’an ayetlerinin önüne geçecek şekilde, hadis uydurulmasını teşvik etmişlerdir. “EMİRE (YÖNETİCİYE) GÜNAHKÂR OLSA BİLE İTAAT EDİN” tarzındaki uydurma veya bağlamından koparılmış rivayetler, Kur’an’ın adalet ve şura emirlerinin önüne konmuştur. Emeviler, yapılan zulümlerin ve haksızlıkların “ALLAH’IN BİR KADERİ” olduğunu savunarak Cebriyye yani insanların özgür iradesinin olmadığı, başımıza gelenlerin Allah’ın emriyle olduğuna inanmak ekolünü, resmi ideoloji haline getirmişlerdir. Topluma “SİZİN BAŞINIZA GELENLERİ ALLAH ÖNCEDEN SEÇTİ, YÖNETİCİYE İSYAN ETMEK KADERİ KABUL ETMEMEKTİR” fikri aşılanarak Kur’an’ın insana yüklediği özgür irade ve sorumluluk bilinci unutturulmuştur.<br />
<br />
Kur’an’ın öngördüğü şura (danışma) ve liyakat ilkeleri terk edilerek babadan oğula geçen krallık sistemleri kurulmuştur. Hükümdarlar kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” (Zıllullah) olarak ilan ederek, kendilerine yapılacak her türlü eleştiriyi dine ve Kur’an’a yapılmış gibi göstermişlerdir. Böylece maddi menfaat ve makam karşılığında siyasi otoritenin her kararını dini kılıfa uyduran bir saray uleması sınıfı yaratılmıştır. KUR’AN’IN ZALİM YÖNETİCİLERE KARŞI DURMAYI EMREDEN AYETLERİ GİZLENMİŞ VEYA SADECE KİŞİSEL AHLAKA İNDİRGENEREK, TOPLUMSAL ADALET BOYUTU TÖRPÜLENMİŞTİR. Kur’an’ın ısrarla vurguladığı akıl etme, tefekkür ve sorgulama süreçleri “dinde bid’at (uydurma)” sayılarak engellenmiştir. Kur’an’ın sadece lafzını ezberleyen, manasını ve hükümlerini hayata geçirmeyen, tamamen şekilsel ibadetlere odaklanmış bir toplum modeli inşa edilmiştir. Böylece toplumun siyasi yanlışları sorgulaması engellenmiştir.<br />
<br />
Emeviler döneminde siyasi otoriteler, kendi güçlerini korumak için dini kurumları ve kavramları doğrudan devletin resmi aracı haline getirmişlerdir. Örneğin Muaviye, oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife tayin ederek, Kur’an’ın şura (seçim/danışma) ilkesini resmen rafa kaldırmıştır. Bu durumu eleştirenlere karşı ise “BU İŞ ALLAH’IN KAZA VE KADERİYLE OLMUŞTUR” diyerek siyasi cinayetleri ve saltanatı meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Abbasi Halifesi Memun, kendi döneminde devletin resmi görüşü haline getirdiği “KUR’AN MAHLÛKTUR (YARATILMIŞTIR)” fikrini topluma ve âlimlere zorla kabul ettirmeye çalışmıştır. Bu fikri kabul etmeyen yüzlerce alim işkence görmüş ve hapsedilmiştir. Amaç, dinin yorumlanma yetkisini tamamen halifenin tekeline almaktır.<br />
<br />
Büyük günah işleyenin durumunu Allah’a bırakmak ve hükmü ahirete ertelemek” anlamına gelen MÜRCİE fikri, yöneticiler tarafından desteklenmiştir. Böylece zalim ve adaletsiz liderlerin icraatları halk tarafından “Onların hesabını sadece Allah sorar, biz karışamayız” denilerek sorgulanamaz hale getirilmiştir. Siyasi otoritenin dini kendi çıkarlarına alet etmesine karşı, hayatları pahasına Kur’an’ın adalet ve özgürlük ilkelerini savunan büyük âlimler çıkmıştır. Örneğin Hasan-ı Basri, Emevi valisi Haccac’ın zulümlerine ve kaderci (Cebriyye) propagandasına karşı doğrudan halifeye mektup yazmıştır. İnsanın irade özgürlüğünü ve kendi eylemlerinden sorumlu olduğunu savunarak, devletin zulümlerini “kader” diyerek Allah’a fatura edemeyeceğini haykırmıştır. Ebû Hanîfe (İmam-ı Azam) Emevi ve Abbasi yönetimlerinin adaletsiz uygulamalarına karşı çıkmış, devletin kendisine teklif ettiği BAŞKADILIK (başyargıçlık) makamını, siyasi otoritenin emrine girmemek için reddetmiştir. Bu dik duruşu nedeniyle hapsedilmiş, kırbaçlanmış ve sonunda hapiste zehirlenerek şehit edilmiştir. İmam Malik, “Zorla (baskı altında) yapılan biatın ve yeminin dini bir geçerliliği yoktur” fetvasını verdiği için dönemin Abbasi valisi tarafından kırbaçlatılmış, kolları omuzundan çıkacak şekilde işkenceye maruz kalmıştır. Tarihte temelleri atılan bu siyasi uygulamalar, YÜZYILLAR İÇİNDE KALICI BİR ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜNE YOL AÇMIŞ VE GÜNÜMÜZ İSLAM TOPLUMLARINDA, ŞU YAPISAL SORUNLARI DOĞURMUŞTUR.<br />
<br />
Toplumların haksızlıklara, fakirliğe veya kötü yönetime karşı direnç göstermek yerine, bunları “ilahi bir takdir” olarak görüp kabullenme eğilimi bu tarihsel birikimin sonucudur. Kur’an’ın “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 39) ilkesi gölgelenmiştir. Siyasi otoritelerin sarsılmaz bir itaat kültürü inşa etmesi, kurumlarda adaleti ve ehliyeti değil, güce sadakati ön plana çıkarmıştır. Bu da İslam dünyasında kurumsallaşmanın ve hukukun üstünlüğünün gelişmesini engellemiştir. Sorgulamanın, aklı kullanmanın ve yeni içtihatlar yapmanın “dinden çıkmak veya fitne çıkarmak” ile eşdeğer görülmesi, İslam toplumlarını bilimsel, felsefi ve hukuki ilerlemenin gerisinde bırakmıştır. Kur’an’ın yüzlerce kez tekrarladığı “AKLETMEZ MİSİNİZ?” uyarısı, yerini “SORGULAMADAN İTAAT ET” kültürüne bırakmıştır.<br />
<br />
Siyasi otoriteler, dini elinde tutmaya çalışan cemaat ve tarikatlar, Kur’an’ı tamamen yok saymak yerine, ONUN TOPLUM ÜZERİNDEKİ SARSILMAZ ETKİSİNİ BİLDİKLERİ İÇİN AYETLERİN ANLAM ALANINI DARALTMA VEYA BAĞLAMINI ÇARPITMA YOLUNA GİTMİŞLERDİR. Nisâ Suresi 59. Ayet yani “Ulul-Emr” İstismarı yapılmıştır. Ayetin Özü: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan idarecilere (ulul-emr) de… Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve Resulüne arz edin…” Yöneticiler ayetin sonundaki “anlaşmazlık durumunda yalnız Kur’an’a Resul yaşıyorsa Resule başvurun şartını gizlemişlerdir. Ayeti, “Yönetici ne yaparsa yapsın, mutlak itaat Allah’a itaat gibidir” şeklinde sunmuşlardır. Oysa Kur’an’daki idareci tanımı, adaletle hükmeden ve halka danışan kişidir.<br />
<br />
Aslında bu konuda söyleyecek çok sözüm var ama sanırım şu soruyu kendinize sordunuz. Yazdıklarınız güzelde, Cuma namazının hutbesinden konu, nasıl buraya kadar geldi. Hutbede hoca vaazını bitirirken şöyle bir ayet okudu, diyanetin mealinden. “ALLAH’A VE RESÛL’ÜNE İTAAT EDİN VE BİRBİRİNİZLE ÇEKİŞMEYİN. SONRA GEVŞERSİNİZ VE GÜCÜNÜZ, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER. SABIRLI OLUN. ÇÜNKÜ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.”( Enfal 46) Her nedense bu ayette geçen, DEVLETİNİZ ELDEN GİDER tercümesi, bana bu makalemi yazdırmak için ilham verdi sanırım, nedeninin yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu ayetin aslında özellikle, bu haliyle seçilmiş olduğunu düşünüyorum. Çünkü yine Diyanetin başka bir tercümesinde bakın nasıl yazılmış. “ALLAH VE RESULÜNE İTAAT EDİN, BİRBİRİNİZE DÜŞMEYİN, SONRA ZAYIFLARSINIZ VE ZAFERİ ELDEN KAÇIRIRSINIZ. SABREDİN, KUŞKUSUZ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.” (Kur’an yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
İlk yazdığım tercümede olduğu gibi yazdığınızda, anlamını daraltmış ve farklı anlam vermiş olursunuz ve anlatılmak istenen tam ortaya çıkmaz anlaşılmaz. Bu ayetin öncesine ve sonrasına baktığınızda, ayetin hem bireysel hem de toplumsal hayat için çok güçlü stratejik ve ahlaki ilkelerin olduğunu görüyoruz. İç çatışmalar, gruplaşmalar ve didişmeler toplumların enerjisini tüketir. Birbirine düşen topluluklar dışarıya karşı dirençlerini ve caydırıcılıklarını kaybeder. Başarıya ulaşmak için kişisel egoları bırakıp, ortak bir hedefte birleşmek gerekir. Bu ayeti geniş bir anlamda anlatılmak isteneni anlayabilmemiz için, devamında ki ayeti doğru anlamalıyız, onu da hatırlayalım.<br />
<br />
Enfal 47: ÇALIM SATMAK, İNSANLARA GÖSTERİŞ YAPMAK VE (İNSANLARI) ALLAH YOLUNDAN ALIKOYMAK İÇİN YURTLARINDAN ÇIKANLAR (SALDIRAN KÂFİRLER) GİBİ OLMAYIN! ALLAH ONLARIN YAPTIKLARINI ÇEPEÇEVRE KUŞATANDIR. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Enfal 46. Ayette Allah bu konuda, nasıl geniş bir anlamda bizleri uyardığı, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Makalemi, günümüz toplumuzun hala farkında olamadığını düşündüğüm, güzel ve düşündürücü sözlerle son vermek istiyorum. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, böylece Allah ile aldatılamayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz.<br />
<br />
“HAKKINI BİLMEYEN İNSAN, BAŞKASININ ÇİZDİĞİ SINIRLARIN İÇİNDE YAŞAMAYA MAHKÛMDUR.”<br />
<br />
“BİR ÜLKENİN GELECEĞİ, O ÜLKE İNSANLARININ HAK VE HUKUKU NE KADAR KAVRADIĞINA BAĞLIDIR.”<br />
<br />
“HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.”<br />
<br />
“ZULÜM, HAKKIN BİLİNMEDİĞİ VE SAVUNULMADIĞI YERDE YEŞERİR.”<br />
<br />
“HAKSIZLIĞA SAPIP BÜTÜN İNSANLARIN SENİ TAKİP ETMESİNDENSE, ADALETLE TEK BAŞINA KALMAN DAHA İYİDİR.”<br />
<br />
“BİR TOPLUMUN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ, VATANDAŞLARININ HAKLARINI NE KADAR BİLDİĞİ İLE ÖLÇÜLÜR.”<br />
<br />
“BİLGİSİZ KÖLELER HER ZAMAN BİR EFENDİ ARAR; BİLİNÇLİ İNSANLAR İSE ADALETİ.”<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56347-dinler-her-cagda-yoneticiler-tarafindan-kullanilmis-kullanilmaya-da-devam-edilecek.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bizlerin Sorumlu Olduğu Kitap, Yalnız Kur'an Değil Midir?]]></title>
			<link>https://www.forumadasi.com/islamiyet/56345-bizlerin-sorumlu-oldugu-kitap-yalniz-kuran-degil-midir.html</link>
			<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:09:56 GMT</pubDate>
			<description>Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce bizler imanımıza, yalnız Kur’an ile yön vermemiz gerekmez mi? Yoksa Kur’an bizlerin inancımızı yaşamamız adına, yeterli bir kitap değil mi? Bu soruyu sorduğumda, bazı arkadaşlarımız, elbette Kur’an bizler için yeterlidir. Çünkü Allah, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, sakın Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız onun ipine sarılın diye uyarıyor Allah diye cevap veriyorlar. Bazı kardeşlerimiz de, yalnız Kur’an ile İslam’ı yaşayamayız, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı verilmemiştir, özet bilgiler vardır ve açıklanmamıştır, düşüncesini savunuyorlar. Aslında bunu söyleyenler şu soruyu kendisine sormamız gerekmez mi? Allah açıklamadığı bir kitaptan mı bizleri sorumlu tutuyor?<br />
<br />
Allah aklını kullan ey kulum, diye uyarır bizleri Kur’an’da. Aklını kullanmayanı da rezil bir hayat beklediğinin uyarısını yapar. Gelin Allah’ın bu uyarısından yola çıkarak, bu iki düşünce üzerinde birlikte düşünelim. Sizce Rabbimiz bizlere bir rehber, gönül gözü ve eğriyi doğrudan ayıran bir FURKAN-NUR gönderdiğini söylüyor da, hadi bir benzerini getirin bakalım, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de meydan okuyorsa, sizce bizlerin din ve iman adına yaşayacakları her bilgi, detay Kur’an’da olmayabilir mi? Eğer Kur’an’da her bilgi yoksa bu bilgileri beşeri rivayet sözlerle/hadislerle anlayabiliyorsak, bu din yalnız Allah’ın dini diyemeyiz. Ama Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem demiyor muydu ayetinde? Gelin bu sorumuzu iki farklı inancı karşılaştırarak, en doğrusunun hangi yol ve yöntem olduğunu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
İslam düşüncesinde Müslümanların sorumlu olduğu temel, bağlayıcı ve korunan tek ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’dir ve bu hükme her Müslüman iman etmek zorundadır. Kur’an, İslam dininin yegane anayasası ve mutlak vahyidir. Ancak İslam dünyasında bu konunun kapsamı, sünnetin (Hz. Muhammed’in uygulamaları ve hadislerin) dindeki yeri bakımından iki farklı anlayış ve inanca ayrılmaktadır. Sadece Kur’an diyenlerin yaklaşımına önce bakalım. Bu görüşü savunan ilahiyatçılar ve düşünürler, dini bağlayıcılık ve sorumluluk açısından yalnızca Kur’an’ın esas alınması gerektiğini belirtirler. Dayandıkları temel argümanlar şunlardır: Zuhruf Suresi 44. ayette yer alan “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür; yakın zamanda ondan sorguya çekileceksiniz” ifadesi, ahiretteki sorumluluğun sınırını Kur’an olarak çizer. En’âm Suresi 38. ayetteki “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın” beyanı, dinin yaşanması için Kur’an’ın kendi kendine yettiğini gösterir. Beşeri aktarımlar olan hadis ve rivayetlerin aksine, sadece Kur’an’ın lafzı ve içeriği ilahi koruma altındadır.<br />
<br />
Geleneksel İslam anlayışına gelince: Ana akım İslam alimleri ise Müslümanların kitap olarak sadece Kur’an’dan sorumlu olduğunu kabul etmekle birlikte, dinin pratik uygulaması için Sünnet’in ve Hz. Muhammed’in hakemliğinin de bağlayıcı olduğunu savunur. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır: Kur’an’da onlarca ayette (örneğin Nisâ 59, Âl-i İmrân 32) “Allah’a ve Resulüne itaat edin” emri verilir. Alimler, Peygamber’e itaatin onun kurallarına uymayı gerektirdiğini belirtir. Kur’an’da namaz, zekat ve hac gibi ibadetler emredilir ancak bunların kaç rekat kılınacağı veya nasıl uygulanacağı detaylandırılmaz. Geleneksel fıkha göre, Peygamberimiz bu emirleri yaşantısıyla (sünnet) görünür ve uygulanır kılmıştır. <br />
<br />
KUR’AN’DAN ALLAH’IN RESULÜNE İTAAT AYETLERİNE BAKTIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİYLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNÜN YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETTİĞİNİ VE ONUN İPİNE SARILIP YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ, DİNE TEK BİR KELİME İLAVE EDEMEYECEĞİNİ GÖREBİLİRİZ. ONUN İÇİN DİNDE KAYNAK TEK OLMAYINCA, DOĞRU YOLDA OLUP OLMADIĞIMIZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ.<br />
<br />
Özetle; indirilen, korunan ve tilavet edilen hüküm kitabı olarak sorumlu olduğumuz tek kitap Kur’an’dır. Tartışma, bu kitabın hayata geçirilişinde Hz. Peygamber’in sözlü ve pratik mirasının (sünnetin) ne derece kurucu bir dini otorite kabul edileceği noktasında toplanmaktadır. Ayrılık ve tartışma bu konuda çıkıyor. İslam’ı yaşarken yalnız Kur’an demenin özünde çok önemli bir neden yattığı anlaşılıyor. Bu yol, dini en saf, en güvenilir ve manipüle edilmemiş ilavesiz haline indirgeme amacını taşır. Bu konuda da zaten Kur’an uyarır. Mutlak Güvenilirlik: Kur’an, üzerinde hiçbir mezhepsel veya siyasi tartışma olmayan, korunmuş tek metindir. Hadisler ise Allah’ın Resulünün vefatından 150-200 yıl sonra yazıya geçirilmiştir. Bu yol, beşeri hatalardan arınmış bir din sunar. <br />
<br />
Hadislerin büyük kısmı 7. yüzyıl Arap yarımadasının kültürel, tıbbi ve sosyal normlarını (örneğin deve sidiğiyle tedavi, kadınların tek başına seyahat edememesi <acronym title="vBulletin">vb</acronym>.) içerir. Kur’an’ı merkeze almak, dinin her çağa hitap eden evrensel ilkelerini (adalet, ahlak, dürüstlük) ön plana çıkarır. Hadis külliyatlarında akılla, bilimle veya Kur’an’ın merhamet ilkeleriyle çelişen (örneğin dinden dönenin öldürülmesi emri) rivayetler mevcuttur. Sadece Kur’an’ı esas almak bu tezatları ortadan kaldırır. <br />
<br />
Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağını savunanların tezlerine gelince örneğin; Kur’an namaz kılmayı (salat) emreder ancak rükunun, secdenin sırasını veya rekat sayılarını vermez. Bu yolu seçenler namaz, hac ve zekat gibi temel ibadetlerin pratikte yaşanamayacağını savunurlar ve Kur’an kelimeleri (örneğin “Salat”, “Zekat”, “Hacc”) İslam öncesi Arapçada da vardı. İslam bu kelimelere yeni terminolojik anlamlar yükledi. Bu anlamların ne olduğunu tarihsel bağlam (Sünnet/Siyer) olmadan tamamen çözmek zordur düşüncesine inanır. Aslında tüm sorun, bu inancın altında yatmaktadır.<br />
<br />
Bu düşünce ve inancın risklerine bakalım. Emeviler, Abbasiler ve çeşitli siyasi/itikadi fırkalar kendi çıkarları doğrultusunda binlerce hadis uydurmuştur. “Sahih” (güvenilir) denilen kaynaklarda bile insani ve dönemsel hataların bulunma riski yüksektir. Geleneksel yapı, Resulün de Kur’an dışı haram/helal koyma yetkisi olduğunu savunur (Örn: Erkeğe ipek ve altının haram kılınması). Bu durum, Kur’an’daki “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm 57) ilkesiyle felsefi bir çelişki yaratır.<br />
<br />
Bu durumda en doğru olanı nasıl seçmeliyiz konusuna gelince. Bir hadis veya sünnet uygulaması Kur’an’ın ayetlerine, genel ahlak, adalet ve mantık ilkelerine taban tabana zıt ise doğrudan reddedilir. Kur’an her zaman üst hakemdir. Rivayetlerin lafzına körü körüne uymak yerine, Resulün o sözü söylerken güttüğü amacı, maksadı tespit edilir. Örneğin; Peygamber’in diş temizliği için misvak kullanması dinin özü değil; öz olan “ağız temizliğidir”, bugün fırça ve macun kullanmak sünnetin amacını yerine getirir. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, dinde hükmü yalnız Kur’an’ın koyacağı açıktır. Allah salat emrini verdiyse ve bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorsa, BİZLERE ÖĞRETİLEN GELENEKSEL İSLAMIN ETKİSİNDE KALMADAN, ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ KUR’AN’DAN ANLAYARAK EMRETTİĞİ AÇIKLADIĞI KADARIYLA HAYATIMIZA GEÇİRMEYE ÇALIŞMALI VE KUR’AN’I EKSİK GÖRME YARIŞINI BIRAKMALIYIZ. Emir çok çok açık, Kur’an’a sarılın ondan sorumlusunuz, çünkü biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık. Allah’a güvenen ve inanan bu hükümlerine ters düşen bir inanç üzerinde olamaz. Güvenmeyende kendisi bilir. <br />
<br />
Rabbimiz salat et/namaz kıl emrini vakitlerinide belirtip bildirdiyse, Onu mutlaka açıklamıştır düşüncesini unutmadan ayetleri anlamanın yolunu seçmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz, sünnet yani Resulün pratiği olmadan namazımızı bile kılamazdık düşüncesi, KUR’AN’IN BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, ONUN İPİNE SARILIN, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK, ONDAN SORUMLUSUNUZ HÜKÜMLERİ KUR’AN’A TAMEMEN TERS DÜŞER. Ayrıca hadis kitaplarındaki rivayet zincirlerine güvenmek, Kur’an’ın mutlak korunmuşluk, eksik noksan olmadığı ilkesine, çok büyük bir gölge düşürür. Düşünen aklını kullanan, HAK OLAN gerçeklerle buluşacaktır.<br />
<br />
Bu iki düşünce ve inancın ayrıştığı en önemli nokta, İslam’ı mezheplerin ışığında yaşanması gerektiğini söyleyenlerin, NİRENGİ temel referans başlangıç olarak hangi bilgi ve kaynakların alınacağı konusu üzerinde toplanmaktadır. Bu konuda birliktelik olmadığından, sorunda ne yazık ki çözümsüz kalıyor. YANİ KİTAP TEK OLMAYINCA, NE DİRLİK NEDE BİRLİK SÖZ KONUSU OLAMIYOR. <br />
<br />
Halbuki sorun çok açık, çözümü de bir o kadar kolay. Allah’ın Kur’an’da verdiği hükümlere güvenip, onlara ters düşmeyen her şey İslam’ın sınırları içindedir. Örneğin Allah salatın namaz boyutu hakkında, zor bir anımızda örneğin savaşta, salatı/namazı kısaltmamızda bir sakınca yok deyip, verdiği örnekte bir rekatın sonunda sona erdiyse, normal zamanda da herhangi bir sınır koymayıp, huşu içinde salatı tamamlayın yerine getirin diyorsa, bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati, kolaylığı olarak görmeliyiz. Zekat konusu da aynı şekilde, asla herhangi bir sınır koymayıp, ihtiyaçtan fazla kalanı dağıtın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, haşa bunu eksiklik görmeden, zekat vermekte yarışmalıyız. BU YOLU İZLEMEDİĞİMNİZ SÜRECE, ALLAH NE DUALARIMZA KARŞLIK VERECEK, NEDE HUZURU MUTLULUĞU GÖREMEYECEĞİZ. <br />
<br />
Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı tarafsız ve önyargılardan uzak anladığımız dilden birçokez düşünerek okuyalım. Şunu unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş ve yalnız Kur’an’ı korumasına aldığını bildirmiştir. BİZLERE DÜŞEN YALNIZ KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK VE ONU YAŞAMAK OLMALIDIR.<br />
<br />
Enam 114: ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIK OLARAK İNDİREN O’DUR. KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’ÂN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</font><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
https://twitter.com/KURANA_DAVET<br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/islamiyet/">İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/islamiyet/56345-bizlerin-sorumlu-oldugu-kitap-yalniz-kuran-degil-midir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mutlu Ol Sevgilim - Alpi</title>
			<link>https://www.forumadasi.com/muzik-dunyasi/56344-mutlu-ol-sevgilim-alpi.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 21:26:41 GMT</pubDate>
			<description>https://youtu.be/9_pzkytSuUQ?si=9PvGxhmeLwa_P1Is</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Comic Sans MS"><font color="Navy"><div align="center"><iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/9_pzkytSuUQ" frameborder="0" allowfullscreen loading="lazy"></iframe></div></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumadasi.com/muzik-dunyasi/">Müzik Dünyası</category>
			<dc:creator>MaVi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumadasi.com/muzik-dunyasi/56344-mutlu-ol-sevgilim-alpi.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
