
Felsefe, Antik Yunan döneminden bu yana iki ana kanaldan ilerlemiştir.
Bunlardan birincisi Herakleitos’un başını çektiği, evrende değişimin esas olduğunu söyleyen ve onun ünlü sözü olan ‘Herşey akıp geçer.’i sloganlaştıran değişimci kanaldır. Diğeri ise Parmenides’in değişimi yadsıyan, evrenin tüm görüntüsünün bir yanılsamadan ibaret olduğunu söyleyen değişime karşı kanaldır.
İşte bu kamplaşmada Herakleitos ve Parmenides’ten sonraki düşünürler, onlar kadar katı olmasalar da bir tavır aldılar. Atomcu felsefe ise bu iki kanalı da aşarak bir çeşit ‘Tez + Antitez = Sentez’ denklemi öne sürdü. Buna göre Parmenides’in aradığı yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen ‘Bir varlık’ atomcularda parçalanarak gözle görülemeyecek kadar küçültülmüştür, ancak atomlardan meydan gelen çoklukta yani evrende sürekli bir değişim esastır. İşte atomcu düşüncenin ana ilkesi budur.
Atomcu düşüncenin içinden çıktığı bir önemli çelişki de Parmenides’in birciliği (monizm) ile Empedokles’in çokçuluğu arasındakidir. Empedokles’e göre toprak, hava, su ve ateş 4 ana elementtir. Bunların farklı oranlarda karışmasıyla çokluk meydana gelir. Oysaki atomcularda ana öğe sayısı 4 ile sınırlı değil sonsuzdur.
Bir de atomculuk ile Anaksagoras’ın ilişkisi önemlidir. Bilindiği üzere Anaksagoras’ın en büyük başarısı, ilk defa olarak o maddeden, ona hareket veren ve hükmeden kımıldatıcı gücü, nus’u (ruh ve akıl) ayırmıştır. Anaksagoras’la felsefede dualizm başlar. Bu düşünce daha sonra Platon ve Aristoteles’e geçerek felsefe tarihinde bugüne kadar gelmiştir. İşte Demokritos bu akıma kapılmayarak ruhun da maddi atomlardan meydana geldiğini söyleyerek felsefe tarihinin en güçlü materyalist düşüncesini ortaya koymuştur.
Atomculuğun Yunan düşüncesindeki temel yanlışlara düşmemiş olması onun en önemli artısıdır. Şöyle ki o dönemin çok bilinen paradoksları doğayı matematiksel açıklama çabasına karşın ortaya atılmıştı. Oysaki Demokritos ve Leukippos’un atomları geometrik olarak değil fiziksel olarak bölünemeyendir. Bu sayede bu teori kendine sağlam bir yer edinmiştir.
Atomcu okul bir yandan Parmenides’in monist yaklaşımına öte yandan Anaksagoras’ın çoğulcu yaklaşımına bir tür tepki olarak gelişmiştir; özellikle de birincisine karşı. Demokritos yalnızca varolanları değil ruhu da atomlardan oluşan bir şey olarak düşünerek materyalizmi ileri noktalara taşımış, felsefe tarihinde materyalizm eğilimi için en güçlü başlangıç noktalarından birini meydana getirmiştir.
Atomcu felsefe tarihte üç isimle anılır. Eski Yunan’da Leukippos ve Demokritos, Roma’da ise Epiküros’tur. Bu seminerin konusu ilk atomcular Leukippos ile Demokritos ve onların atomcu felsefelerdir.
Atomculuk (Bölünemezcilik), materyalizmin bir biçimi olarak daha sonra Epiküros ve Lukretius tarafından savunulmuş ve uzun bir dönem sonra etkisini kaybetmiştir. Etkisini bu süreçte kaybeden atomculuk anlayışının 17. yüzyılda bilimsel çalışmalar ve teoriler içinde yeniden canlandığı görülecektir.
Atomculuk, Epikuros’la Lucretius’un aracılığıyla Gassendi ve Bacon’a ulaşarak doğa bilimlerinin doğuşunu sağlamıştır. Bir Rönesans adamı olan Pedrus Gassendi, doğayı bir organizma olarak ele alan Aristocu skolastiğe karşı, atomculuğun getirdiği mekanist anlayışı savunmuştur. Bu anlayışa göre doğa, atomlarla ve atomların hareketleriyle gerçekleşmiştir.















Ağaç şeklinde