
Psikolojinin Tarihçesi
İnsanı anlama çabası ilk kez Antik Çağda başladı. O zaman felsefi psikolojinin inceleme konusu “ruh” olarak belirtildi. Rönesansla felsefi psikolojisinin konusu “zihin” oldu. İnsan zihni T. Hobbes (1588– 1679), J. Locke (1632–1704), G. Berkeley (1685– 1753) gibi Görgülcü (Empirizm/deneycilik) düşünürler, D. Hume (1711–1776) gibi Çağrışımcı (Davranışçılık) düşünürlerce ele alındı. Bu yaklaşımlar insan zihninin doğuştan boş olduğunu, zihnin deneyimlerle oluştuğunu yani bilginin kaynağının duyumlar olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu düşünürlerin psikoloji bilimindeki uzantısı; “psikolojinin sadece gözlenebilen, görül olayları incelemesi ve öğrenmenin bir türü, olaylar arasında çağrışımlar kurulmasını içerdiği” bilgisidir.
Bilimsel psikolojinin diğer öncüleri arasında olan W. Leibnitz (1646-1716) ve I. Kant (1724-1804), zihnin sadece deneyimler sonucu oluşmadığını, zihnin bazı özelliklerinin doğuştan geldiğini ileri sürmüşlerdir. H. V. Helmholtz (1821-1894), bir zihinsel süreç olan algılamanın fizyolojik temellerini deneylerle ortaya koyarak, zihinsel süreçlerin deneysel yani bilimsel yöntemlerle incelenebileceğini göstermiştir. G.T. Fechner (1801–1887), zihnin ölçülmesinde kullanılabilecek psikofizik teknikler geliştirmiştir. Böylece bu düşünürlerin psikoloji bilimindeki uzantısı; “psikolojik olayların bir kısmı doğuştandır bilgisi ve zihnin, uyarıcıları örgütlediği; yani zihindeki bilgi uyarıcının aynısı değil, onun yeniden düzenlenmiş şeklidir” bilgisidir.
Yukarıdaki gelişmeler, W. Wundt (1832–1920)’un psikoloji bilimi kurmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim 1879’da Leipzig’de psikoloji laboratuvarı kurarak psikoloji bilimini kurmuştur. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psikoloji bağımsız bir bilim olduktan sonra sistem ve ekol halinde gelişen psikoloji akımları/ekolleri ortaya çıkmıştır. Başlıca ekoller; yapısalcılık, işlevselcilik, davranışçılık, psikoanalitik, gestaltçı yaklaşım, bilişsel yaklaşım.