
İç kuvvetler olarak adlandırılan epirojenez, orojenez, deprem ve volkanizma Türkiye’nin oluşumunda etkili olmuştur.
Türkiye'nin bulunduğu alan; farklı jeolojik zamanlarda iç kuvvetlerin etkisiyle şekillenmiştir. Türkiye, özellikle III. Jeolojik Zaman'dan sonra iç kuvvetlerin etkisinde oluşmaya başlamıştır. Bu etkiler daha çok dağ kuşaklarının(Alp Orojenezi), çöküntü alanlarının(Ege, Akdeniz ve Karadeniz’in çökmeleri) ve kırık hatlarının oluşması şeklinde kendini göstermiş, kırıklardan çıkan lavlar ve diğer volkanizma faaliyetleriyle de volkanik alanları meydana getirmiştir.
Türkiye karasının (Anadolu’nun) oluşması (epirojenez)
Kara öncesi; Mezozoik’te (II. Jeolojik Zaman) Türkiye diye bir yer su yüzeyine çıkmamış, bu dönemde Türkiye’nin bulunduğu yer Tethys Denizi’nin altındadır. Bu dönemde Tethys Denizi’i karalardan taşınan materyallerle tortulanmaya devam etmiştir.
Kara sonrası; III. Jeolojik Zaman'ın ortalarından itibaren tektonik hareketlerin etkili olduğu ülkemizde Anadolu'nun büyük bölümü kara hâlini almıştır(Gondwana ve Laurasia levhalarının birbirine yaklaşması ve Tethys Denizi’ni sıkıştırması sonucunda Anadolu karasında yükselmiştir)
Tersiyer’de dış kuvvetler tarafından aşındırılarak hafifleyen Anadolu kara parçası, III. Jeolojik Zaman'ın sonlarına doğru epirojenezle yükselmeye başlamıştır.
Türkiye arazisinin sahip olduğu ortalama yükseltinin 1000 metreden fazla olması ve platoların geniş yer kaplaması bu durumun kanıtıdır.
Türkiye’de epirojenik hareketleri; Anadolu Yarımadası genel itibarıyla yükselirken Karadeniz ve Akdeniz çökmektedir. Çukurova ve Ergene Ovası'nda biriken kalın tortul tabakalar bu ovaların çöküntüye uğradığını göstermektedir. Ege Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının oluşmasında da epirojenik hareketler etkili olmuştur. Türkiye, günümüzdeki görünümünü III. Jeolojik Zaman'da almıştır.
Orojenik hareketler ise, ilk olarak I. Jeolojik Zaman'da meydana gelen Hersiniyen ve Kaledoniyen Kıvrımları Türkiye’yi etkilenmiştir. Bu dönemde oluşan kıvrımlı yapılar, dış kuvvetlerin etkisiyle aşınarak zamanla sertleşmiştir(masif araziler).
Türkiye’yi en çok III. Zaman’da oluşan Alp Orojenezi etkilemiştir.
Alp Orojenezi, Lavrasya ve Gondvana kıtalarının sıkıştırması sonucu Tetis Denizi'nde biriken tortulların su yüzeyine çıkmasıyla(epirojenez süreci) başlamış, yüzeye çıkan kara kütlesi, güney yönlü Avrasya levhası ile kuzey yönlü Arabistan Levhası'nın arasında sıkışarak orojenezi oluşturmuştur. Bunun sonucunda Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar oluşmuştur. Levhaların basıncından gerilmeye maruz kalan Batı Anadolu'da sert tabakaların kırılmasıyla kırık dağları, çöken alanlarda ise çöküntü ovaları oluşmuştur. Çöküntü alanlarına Gediz, Büyük ve Küçük Menderes ovaları; yüksekte kalan kütlelere ise Bozdağlar ile Yunt ve Aydın dağları örnek verilebilir.
Günümüzde Türkiye arazileri içerisinde aktif volkana rastlanmamaktadır. II. Jeolojik Zaman'da ülkemizin bulunduğu alanda su altı volkanları görülmekteydi(Tetis Denizi zamanları). Su altı volkanlarına ait kalıntılar, bugünkü Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları ile Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmını kapsayan alanda yer almaktadır. Bununla birlikte ülkemizde II. ile III. Jeolojik Zaman'ın sonlarına ait olan volkanik şekiller daha yaygındır. Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da bu şekillere rastlanmaktadır.
Türkiye’de, volkanik faaliyetler sonucu oluşmuş volkan konilerine Doğu Anadolu'da yer alan Nemrut, Tendürek, Süphan, Büyük- Küçük Ağrı dağları ile İç Anadolu'da yer alan Erciyes, Melendiz, Hasan dağları, Karadağ ve Karacadağ örnek verilebilir.
Ayrıca Güneydoğu Anadolu'da yer alan Karacadağ da volkanik yeryüzü şekilleri arasında yer almaktadır.
Volkan konilerinin dışında, Konya sınırları içerisinde yer alan Meke Tuzlası ile Nevşehir'de bulunan Acıgöl maar özelliği taşıyan yeryüzü şekillerindendir. Ayrıca Batı Anadolu’da (Kula / Manisa) volkanizmanın etkisiyle çok sayıda küçük volkan konisi, lav ve kül kalıntısı bulunmaktadır.

Türkiye volkanizması haritası
Türkiye, Arabistan ve Afrika ile Avrasya levhası arasında sıkıştığından ülkemizde sıklıkla depremler yaşanmaktadır.
Anadolu'nun sıkışması sonucu oluşan üç önemli fay hattı, yeni oluşum gösteren fay hatları içerisinde yer almaktadır. Bunlardan ilki, batıda Saroz Körfezi'nden başlayıp doğuda Van’a kadar uzanan Kuzey Anadolu Fay Hattı’dır (KAF). İkincisi, Hatay’dan Van’ın doğusuna kadar bir yay çizerek KAF ile birleşen Doğu Anadolu Fay Hattı’dır (DAF). Üçüncüsü ise ülkenin batısındaki çöküntü alanlarını kapsayan Batı Anadolu Fay Hattı’dır (BAF).
Deprem alanlarının beş bölgeye ayrıldığı Türkiye'de fay hatlarına yaklaştıkça deprem riski artmakta, fay hatlarından uzaklaştıkça da bu risk azalmaktadır. Türkiye'nin bulunduğu alanda meydana gelen kırılmalar sonucu önemli depremler meydana gelmiştir. Örneğin Erzincan'da meydana gelen depremde (1939) genişliği 4 metreyi bulan ve Erzincan'dan Amasya'ya kadar uzanan 300 km'lik bir yarık oluşmuştur. Benzer şekilde Gölcük'te yaşanan depremde de (1999) güneydeki parça 4 metre batıya kaymıştır.

Türkiye'de Kuzey Anadolu Fay Hattında yaşanan yakın zaman depremleri
Türkiye'de yeryüzünün şekillenmesi açısından iç kuvvetler önemli bir etkiye sahiptir. Ülkemizin sürekli hareket hâlinde olan Avrasya, Afrika ve Arabistan levhalarının karşılaşma noktasında yer alması da bu etkiyi artırmaktadır. Levhaların hareketleriyle sıkışan Anadolu kütlesi zayıf alanlarından kırılmakta ve buralarda oluşan fay hatları ile deprem riski artmaktadır. Levhaların sürekli hareket hâlinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin deprem riski altında olduğu söylenebilir.













Hybrid şeklinde göster
